YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/15183
KARAR NO : 2023/1664
KARAR TARİHİ : 05.04.2023
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Nitelikli kasten öldürme
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 09.11.2022 tarihli ve 2022/383 Esas, 2022/8710 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 15.12.2022 tarihli ve KD-2018/56445 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan lehe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, sanığın eşi olan maktule yönelik kasten öldürme eylemini meşru savunmada mazur görülebilecek heyecan, korku ve telaşla sınırı aşması sonucunda gerçekleştirdiğinin kabulü ile sanık hakkında eşe karşı kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 27 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerektiğinden bahisle temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması ilâmının kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına karar verilmesi talebine ilişkindir.
II. GEREKÇE
1. Sanık ile maktulün 24.02.2013 tarihinde evlendikleri, evlenmelerinden kısa bir süre sonra aralarında şiddetli geçimsizliğin başladığı, maktulün sanığa şiddet uyguladığı, ölümle tehdit ettiği, sanık ile maktulün karşılıklı kavgalarına ilişkin ceza dava dosyasının bulunduğu, bu dosyada maktul …’ın müşterek ikametlerinde “seni öldüreceğim, bu odadan ölmeden çıkamayacaksın” şeklinde sanığı tehdit edip yaraladığından hakkında kasten yaralama ve ölümle tehdit suçlarından cezalandırılmasının istendiği, ayrıca maktul hakkında Büyükçekmece 2. Aile Mahkemesinin, 15.04.2013 tarihli ve 2013/259 Değişik İş sayılı kararı ile 6284 sayılı Kanun gereğince bir ay süre ile önleyici tedbir kararı verildiği ve sanığın 12.04.2013 tarihinde Kadın Sığınma Evine yerleştirildiği, hamile iken gördüğü şiddet nedeniyle ailesinin yaşadığı … iline gittiğinde ise ailesinin manevi baskısı sonucunda sanığın maktul ile ortak yaşadığı eve geri dönmek zorunda kaldığı, maktul ile sanık arasında geçimsizliğin sanık doğum yaptıktan sonra da devam ettiği, kavgalarının evlerinin dışından da duyulduğu ve gözlemlendiği, devam eden geçimsizlik ve bebeğin bakımı nedeniyle maktulün annesinin teklifi üzerine bir süre sanığın, kayınvalidesinin evinde maktul … çocuğu ile birlikte kaldığı, suç tarihinden bir gün önce sanık ile maktulün evlerine geri döndükleri, maktulün çocuğa bez ve mama almaması nedeniyle tartıştıkları, maktulün sanığı darp ederek çocuk ile birlikte bir odaya kilitlediği, sabaha karşı uyanan sanığın kapının açık olduğunu görüp camdan baktığında, maktulün kucağında çocuk olduğu halde markete doğru gittiğini gördüğü, sanığın bu sırada kahvaltı hazırladığı, bir süre sonra eve gelen maktulün sanığa odadan çıkması nedeniyle kızdığı ve darp etmeye başladığı, sanığın kendisini korumak amacıyla maktulü tekmelediği, maktulün olay yerinde ele geçen kemeri sanığın boğazına dolayıp sıkmaya çalıştığı, sanığın da ele geçirdiği bir fincanı maktulün kafasına vurarak maktule karşı savunmaya geçtiği, ancak maktulü etkisiz hale getiremediği, maktulün sanığın boğazını kemerle sıkmaya çalıştığı, sanığın dağılan kahvaltı masasından ele geçirdiği bıçağı maktule sallayarak maktulü dört ayrı yerinden yaralayarak etkisiz hale getirdiği, maktulün saldırısını def ettikten sonra da, çocuğunu alarak dışarı çıktığı, maktulün kesici delici alet yaralanmasına bağlı kot kesileri ile birlikte iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu hayatını kaybettiği anlaşılmıştır.
2. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalının, 03.04.2017 tarihli ve 144/2016 sayılı raporunda;
“….yapılan genel beden muayenesinde, kafada saçlı deride saçın çekilmesi, sağ memede ısırık, sağ ön kol ve el sırtında sigara yanıkları, sağ bacakta bıçakla yaralanma öyküsü ile uyumlu yara nedbeleri,
dişlerinde kırıklar ve eksiklikler, sağ el 5. parmakta şekil bozukluğu, 7.-8. kaburgalar seviyesinde iyileşme gösteren kırık ile uyumlu düzensizlik, çene ekleminde bu bölgeye aldığı darbeler ile uyumlu eklem hareket güçlüğü tespit edildiği, muayenede saptanan birden çok sayıdaki travmatik yara nedbelerinin; yerleşim ve özellikleri itibariyle kişinin öyküsünde aktardığı aile içi eşi tarafından maruz kaldığı fiziksel şiddet öyküsüyle uyumlu olduğu ve değişik zamanlarda birden çok kez fiziksel şiddete maruz kaldığının kesin tıbbi delili niteliğinde bulunduğu…tekrarlayıcı özellikte ve çoklı duygusal, cinsel ve fiziksel aile içi şiddet öyküsü ile uyumlu fiziksel travma bulguları ile maruz kaldığı saptanan tüm bu şiddet biçimleri ile uyumlu major depresif bozukluk (kısmen remisyonda) ve travma sonrası stres bozukluğu tanılarının birlikte yaşamsal tehlikeye neden olmadığı, sağlığının ve algılama yeteneğinin basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek düzeyde bozulmasına neden olduğu…” görüşü bildirilmiştir.
3. Hukuka uygunluk nedenlerinden biri olarak 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen meşru savunma, yargısal kararlarda ve öğretide; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiiler olarak kabul edilmektedir. Meşru savunma şartlarında orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda ise meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise 5237 sayılı Kanun’un 27 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca faile ceza verilmeyecektir.
4. Bu açıklamalar kapsamında somut olay irdelendiğinde; Sanığın değişik tarihlerde fiziksel şiddete maruz kaldığına ilişkin savunmasını doğrulayan İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalının raporu, olay günü maktul tarafından darp edildiğine ilişkin savunmasını doğrulayan Şişli Hamidiye Etfal Eğitim Araştırma Hastanesinin, 10.07.2014 ve 11.07.2014 tarihli raporları ile Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun raporu, olay yerinde salonda kırılmış yemek tabaklarının ve maktulün cesedinin yanında bir tavanın bulunması, yine mutfak tezgahının yakınında erkek kemerinin bulunması dikkate alındığında, sabaha kadar kendisini ve küçük çocuğunu bir odada kilitli tutan, daha önceki tarihlerde “seni öldüreceğim, bu odadan ölmeden çıkamayacaksın” diyerek ölümle tehdit eden, olay sabahı da “odadan niye çıktın” diye tartışma çıkaran, kahvaltı masasını dağıtan, saçını çeken, tava ile kafasına vuran, kemerle döven ve boğazını sıkan maktule karşı, sanığın kahvaltı masasından ele geçirdiği bıçakla saldırı devam ederken, saldırıdan kurtulmak için dört kez bıçaklayarak maktulün ölümüne yol açması eyleminde, sanığın önceden beri sürekli fiziksel şiddet gördüğü maktulün haksız saldırısını olay anındaki koşullara göre defetmeye çalışırken, meşru savunmada mazur görülebilecek heyecan, korku ve telaşla sınırı aşması sonucunda eylemini gerçekleştirdiği kanaatine varılmakla, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 27 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerektiğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.
III. KARAR
1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE,
2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 09.11.2022 tarihli ve 2022/383 Esas, 2022/8710 Karar sayılı temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması ilâmının KALDIRILMASINA,
3. Gerekçe bölümünde açıklandığı üzere sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 27 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerektiği nedeniyle sanık müdafilerinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 09.04.2018 tarihli ve 2018/55 Esas, 2018/353 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca takdiren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
05.04.2023 tarihinde karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Tüm dosya kapsamı ve mahkemenin kabulüne göre; sanık …’in resmî nikahlı eşi maktul …’ı bıçaklayarak kasten öldürdüğü sabit olup yerel mahkeme tarafından sanığın eyleminin meşru müdafaada mazur görülebilecek heyecan, korku ve telaşla sınırın aşılması suretiyle işlendiğinden bahisle Türk Ceza Kanunu’nun 27/2 maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verildiği, karara karşı istinaf yoluna gidilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından Cumhuriyet savcısı ve katılanlar vekillerinin istinaf taleplerinin kabulü ile yeniden hüküm kurmak suretiyle sanığın eyleminin ağır tahrik altında eşe karşı kasten öldürme suçunu oluşturduğu belirlenerek Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-d, 29, 62 maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verildiği, bu kararın lehe ve aleyhe temyiz edilmesi üzerine Dairemizce sanığın eşine karşı ağır tahrik altında kasten öldürme
suçunu işlediği kabul edilerek İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi kararının oy çokluğu ile onanmasına karar verildiği, Dairemizin onama kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 27/2 maddesi kapsamında kaldığından bahisle itiraz edilmesi üzerine Dairemizce yapılan inceleme sonucu itirazın kabulüne, sanığın dosya kapsamına göre Türk Ceza Kanunu’nun 27/2 madde kapsamında müsnet suçu işlediği kabul edilerek oy çokluğu ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi mahkûmiyet kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Dairemiz sayın çoğunluğu ile aramızdaki uyuşmazlık sanık hakkında meşru savunmada sınırın aşılmasına ilişkin Türk Ceza Kanunu’nun 27/2 maddesinde uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Sanığın eşi olan maktulü bıçakla dört kez vurmak suretiyle kasten öldürdüğü sabit olduğundan ağır tahrik altında nitelikli kasten adam öldürme suçundan cezalandırılması gerektiği halde meşru savunmada sınırın aşılması şartları bulunmadığı halde sanık hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 27/2 maddesinin uygulanmasına ilişkin bozma kararına ilişkin dairemizin çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Sanık … maktulün 2013 yılında evlendiklerinin ilk ayından itibaren aralarında tartışmalar yaşandığı ve karşılıklı birbirlerini darp ettikleri, aralarında geçimsizlik bulunduğu, maktulün değişik tarihlerde sanığı dövüp yaraladığı, sanığın da maktulü tehdit ettiği, bu nedenle aralarında soruşturmalar olduğu, maktul hakkında uzaklaştırma kararı verildiği, sanığın bir dönem kendi ailesinin yanında ve sığınma evinde kaldığı ancak tarafların barışarak bir dönem maktulun annesin evinde kaldıkları, olaydan bir gün önce sanık ile maktulün evlerine geri döndükleri, sanığın savunmaları doğrultusunda alınan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adlî Tıp Ana Bilim Dalı Başlanığınca düzenlenen rapora göre sanığın anlattığı öyküye uygun değişik zamanlarda birden çok kez fiziksel şiddete maruz kaldığı tespit edilmiştir. Olay günü de tarafların yine tartışıp kavga ettikleri ve bu kavga sırasında maktulün sanığı yaraladığı, dosyada bulunan adli rapora göre sanığın sol el 5. parmağında kırık, boyunda soldan sağa çizgisel uzanan hiperemi ve sırtta orta hatta 3×10 santimetre boyunda hiperemi olduğu başka da herhangi bir yaralanmasının bulunmadığı, kavga sırasında sanığın maktulü bıçaklayarak öldürdüğü, dosyada yer alan Adlî Tıp Otopsi raporuna göre maktulün alnının sol kısmında ekimozlu sıyrık, sol köprücük kemiğinde bıçağın ucu ile yapılması mümkün olan sıyrık, vücudun çeşitli yerlerinde sıyrık ve ekimozlar, göğüs üst kısımda tek başına öldürücü nitelikte kesici alet yarası
, sol koltuk altında tek başına öldürücü nitelikte kesici alet yarası, göbek bölgesinde (umblikusun 2 cm solunda) yaşamını tehlikeye sokacak nitelikte
kesici alet yarası, kaburga kemiklerinin bulunduğu bölgede meme başı hizasında öldürücü nitelikte olmayan kesici alet yarası, bulunduğu, kişinin ölümünün kesici alet yaralanmasına bağlı kot kesileri ile birlikte iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu meydana geldiği tespit edilmiştir. Sanığın maktulü bıçaklayarak etkisiz hale getirdikten sonra müşterek çocuğunu alarak kapıyı kilitleyip dairden çıktığı, maktulün pencereyi açarak yardım istemesi üzerine site görevlilerinin daireye çıktıkları ancak kapının kilitli olması nedeniyle içeri giremedikleri, sitenin çıkış kapılarının kapatılması ile birlikte durumu polise bildirdikleri, sanığın oğlu ile taksiye binmek için bağırdığı, güzergahın kapatılmasından dolayı sanığın gidemeyeceğini anlayınca bir soda şişesini kırıp kucağındaki çocuğun boynuna dayadığı, bir süre sonra site güvenlik görevlileri tarafından sanığın ikna edilerek teslim olduğu ve ağlayarak kocasının öldürdüğünü söylediği anlaşılmıştır.
Sanık savunmalarında olay sırasında maktulün tava ile kafasına vurduğunu,kemeri boynuna dolayarak bir eli ile kendisini boğmaya çalışırken bir taraftan ayağını bağlamaya çalıştığı, aynı zamanda diğer elinin dirseği ile çocuğun boğazına baskı yaparak boğmaya çalıştığını beyan etmiş ise de sanık hakkında alınan raporda kafa bölgesinde yaralanmaya ilişkin bir tespitin bulunmadığı, kemerin boynuna dolanarak sıkılması halinde kemerin boyutlarına uygun şekilde boynun tamamında lezyonların oluşması
gerektiği halde boyunda çizgi halinde hiperimi olduğunun tespit edildiği, sırtında 3×10 ebatlarında hiperimi nazara alındığında kemerle boynun sıkılması halinde de benzer ebatlarda bir yaralanmanın oluşması gerektiği, müşterek çocukları Selim … hakkında alınan raporda yeni darp ve cebir izine rastlanmadığının bildirilmesi karşısında sanığın adlî raporlarla doğrulanmayan savunmasının cezadan kurtulmaya yönelik olduğu kanaatine varılmıştır.
Meşru savunmada sınırın aşılmasına ilişkin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 27/2 maddesinin uygulanabilmesi için öncelikle meşru savunmanın saldırıya ilişkin koşulların gerçekleşmesi gerekli olup savunmaya ilişkin olarak ölçülülük ve orantılılık şartında mazur görülebilecek bir heyecan korku veya telaştan dolayı sınırın aşılmasının zorunlu olduğu bu kapsam da sanık … maktul arasında geçimsizlik bulunduğu olay tarihinden önceki zamanlarda maktulün sanığa şiddet uyguladığı, olay günü de tartışmanın kavgaya dönüştüğü, maktulün kemerle vurarak sanığı basit şekilde yaraladığı, kavga sırasında sanığın bıçakla maktulün hayati bölgelerini hedef alarak dört kez bıçakla vurmak suretiyle öldürdüğü olayda maktulün silahsız olması, sanığın basit şekilde yaralanmasına karşın bıçakla maktule çok sayıda vurarak öldürmesi, maktuldeki yaraların sayısı ve niteliği, sanığın olaydan sonra bıçağı bulaşık makinesine koyduğu, çocuğunu alarak yaralı haldeki maktulün üzerine kapıyı kilitleyerek daireden ayrılması,siteden çıkamayınca yakalanmamak için soda şişesini kırıp kucağındaki çoğun boynuna dayaması ve site güvenlik görevlilerinin ikna etmesi üzerine ağlayarak eşini öldürdüğünü katil olduğunu söylemesi nazara alındığında sanık hakkında meşru savunmada sınırın aşılmasına ilişkin yasal koşulların bulunmadığı, saldırı ve savunma arasında ölçülülük ve orantı bulunmadığı gibi sınırın aşılmasını mazur gösterecek somut bir durumun söz konusu olmadığı, maktulün basit saldırısı ile orantılı olmayacak şekilde ve yoğunlukta sanık tarafından karşılık verildiği, olay günü maktulün kahvaltı masasını dağıtıp sanığa vurması üzerine, sanığın evlilik birliği içerisinde daha önceden bir çok kez şiddete maruz kalmasından dolayı duyduğu öfke ve elem nedeniyle ağır haksız tahrik altında eşini kasten öldürdüğü anlaşılmıştır.
Sanığın mahkûmiyetine ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi kararının onanmasına ilişkin kararımızda hukuka aykırılık bulunmadığından Dairemizin onama kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itirazın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan Dairemiz sayın çoğunluğunun itirazın kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi kararının bozulmasına ilişkin kararına katılmıyoruz.