Yargıtay Kararı 1. Ceza Dairesi 2022/8895 E. 2023/4854 K. 10.07.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/8895
KARAR NO : 2023/4854
KARAR TARİHİ : 10.07.2023

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SUÇ : Silahla kasten yaralama sonucu ölüme neden olma
KARAR : Direnme

… Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 17.11.2021 tarihli ve 2021/1190 Esas, 2021/1685 Karar sayılı kararı ile Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 06.04.2021 tarihli ve 2020/1279 Esas, 2021/6088 Karar sayılı bozma kararına karşı verilen direnme kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Dairemize gönderildiği belirlenmekle;

Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen direnme kararının; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin direnme kararını temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 … maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 … maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.

Katılan vekilleri ve sanık müdafiinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. … 3.Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.03.2019 tarihli ve 2016/90 Esas, 2019/136 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında maktule yönelik taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 24 üncü maddesinin birinci fıkrası, 27 nci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 85 … maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 50 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 22.680 TL. adlî para cezası ile cezalandırılmasına, karar verilmiştir.

2. … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 06.12.2019 tarihli ve 2019/1125 Esas, 2019/1357 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 … maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 … maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında silahla kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 87 nci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.

3. … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi kararının, katılan vekili ile sanık müdafii tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 06.04.2021 tarihli ve 2020/1279 Esas, 2021/6088 Karar sayılı kararı ile ;
“Oluşa ve dosya kapsamına göre; maktul … hakkında Karasu ilçesinde meydana gelen çok sayıda hırsızlık olaylarının şüphelisi olarak Karasu Sulh Ceza Hakimliği’nin kararıyla yakalama emri çıkarıldığı, maktulün yakalama emri uyarınca İstanbul’da yakalanarak Karasu ilçesine getirildiği, kolluk nezaretinde sorguya sevkedilerek sulh ceza hakimliği duruşma salonunda bekletildiği sırada nezaret eden polis memurunu itekleyip yaralanmasına da sebebiyet vererek duruşma salonunun penceresinden atlayıp kaçtığı, sanığın ise olay günü izinli olmasına rağmen emniyet müdürlüğünde düzenlenen seminere katılmak üzere emniyet binasında bulunduğu, maktulün kaçtığı haberinin emniyete ulaşması üzerine kolluk amirinin emriyle gruplar halinde yakalama çalışmaları başlatıldığı, amiri tarafından kendisine emir verilen sanığın yanında bulunan iki memur ile birlikte maktulün kaçtığı istikamette araştırma yaptıkları sırada, maktulü otluk ve çalılık alanda gördükleri ‘dur’ ihtarında bulunmalarına rağmen maktulün kaçmaya devam ettiği, sanık ve arkadaşlarının ikaz amaçlı havaya ateş ettikleri ancak maktulün ihtar ve ateş etmelerine kayıtsız kalarak kaçmaya devam ettiği bunun üzerine sanığın maktulü yakalamak amacıyla vücudunun alt kısmını hedef alarak peşpeşe iki el ateş ettiği, birinci atışın sağ bacak diz üstü arka iç kısmına isabet ettiği, onu takip eden ikinci atışın ise birinci atışın etkisiyle yere düşmekte olan maktulün sırt sağ tarafına isabet ederek arkadan öne, aşağıdan yukarıya,

sağdan sola seyirle sol omuz ön yüzünden çıktığı ve bu atışın ölüme neden olduğu anlaşılmaktadır. Olaydan sonra maktulün sağ elinde ses ve gaz tabancası tespit edilmiş ise de, maktulün içinde bulunduğu durum, kaçtığı ve vurulduğu yerler nazara alındığında bu tabancanın olayla ilişkisi bulunmadığı kabul edilmiştir.
Sanığın 2559 sayılı Yasanın 16. maddesi kapsamında maktulü yakalamak amacıyla ve yakalayacak ölçüde silah kullanma yetkisi bulunduğu, başka türlü yakalanamayan maktulün yaralayarak yakalanmasının sağlanması durumunda eylemin TCK’nin 24/1 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Başka bir deyişle sanık maktule yaptığı ilk atışın sonucunu bekleyip onu yaralı halde yakalasaydı bu fiilden sorumlu tutulmayacaktı.Sanığın yerine getirdiği kamu görevinin mahiyeti, maktulün yakalama emrine rağmen duruşma salonundan nezaret eden görevliyi de etkisiz hale getirerek kaçması, dur ihtarlarına ve uyarı atışlarına kayıtsız kalarak kaçmaya devam etmesi ve eylemin hukuka uygunluk nedeni içinde başlamış olmasının hukuksal bir değeri bulunmadığı düşünülemez. Bu nedenle sanığın eyleminin herhangi bir olayda hasmını yaralamak isterken onun ölümüne neden olan herhangi bir failden farklı olduğu hususunda duraksama bulunmamaktadır. Bununla birlikte sanığın maktulü yaralayarak yakalamasına imkan veren yasal düzenleme nazara alındığında hem yaralama kastıyla hareket ettiği hem de bu fiilden tam olarak sorumlu olduğunun kabulü kendi içinde bir çelişki oluşturmaktadır.
Ne var ki, sanık bu ölçüyü aşarak ilk atışla yaralanan maktule yersiz olarak ikinci bir atış daha yapıp onun ölümüne neden olmuştur. Sanık tarafından ardarda iki el ateş edilmiştir. Bu durumda sanık hukuka uygunluk nedeni içinde başladığı eylemi sürdürerek hukuka uygunluk sınırını aşmıştır. O hâlde sınırın aşılmasının kusurlu olup olmadığı ile kusurun niteliğinin tespit ve tayini önem arz etmektedir. Öncelikle sanığın ilk atışla yaralanan maktule zorlayıcı bir neden yokken ve ilk atışın sonucunu beklemeden ikinci bir atış yapması sınırı aşmakta kusurlu olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak bu sınırı kasten aştığını gösteren somut bir delil, bunun için bir neden bulunmadığından bu durumda oluşan şüphe sanık lehine yorumlanmalı, sanığın bu sınırı yeterli dikkat, özen ve basireti gösterememesi nedeniyle taksirle aştığı kabul edilmelidir.
Sanığın mesleği gereği sahip olduğu bilgi, tecrübe ve eğitimi, olay sırasında maktulle sanık arasındaki mesafenin yakın sayılabilecek bir mesafe olması nazara alındığında, sanığın eyleminin sonuçlarını istemese de öngörebilecek durumda olduğu, bu nedenle olayda bilinçli taksirle hareket ettiği ve hukuka uygunluk sınırını bilinçli taksirle aştığı kabul edilerek eyleminin TCK’nin 24/1, 27/1, 85/1 ve 22/3 maddeleri kapsamında cezalandırılması yerine, yazılı şekilde kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan hüküm kurulması, “
Nedeniyle bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

4. … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 17.11.2021 tarihli ve 2021/1190 Esas, 2021/1685 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca direnilmesi ile sanık hakkında silahla kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 87 nci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan … vekillerinin temyiz sebepleri ;
1. Eksik incelemeye,
2. Suç niteliğine,
3. Cezadan takdire bağlı indirim yapılmaması gerektiğine,
4. Vekalet ücretine,
İlişkindir.

B. Sanık müdafiinin temyiz sebepleri ;
1. Meşru savunmaya,
2. Direnme kararının hatalı olduğuna,
3. Lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine,
İlişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
1.Maktul ile tanıklar …, … ve … hakkında Karasu ilçesinde 09.07.2015-11.07.2015 tarihleri arasında gerçekleşen hırsızlık olayları nedeniyle Karasu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2015/1480, 2015/1482 ve 2015/1484 soruşturma sayılı dosyaları üzerinden soruşturmaların yürütüldüğü, anılan soruşturmalar nedeniyle tahkikat işlemlerinin devam ettiği sırada maktulün Karasu ilçesinden İstanbul iline gittiği, bu nedenle ifadesinin alınamadığı, Karasu Sulh Ceza Hakimliği’nin 12.07.2015 tarih ve 2015/227 Değişik İş sayılı kararı ile maktul hakkında yakalama emri çıkarıldığı, maktulün 13.08.2015 tarihinde İstanbul’da yakalanarak Karasu ilçesine getirildiği, 14.08.2015 tarihinde Karasu Cumhuriyet Başsavcılığında ifadesi alınarak tutuklama talebiyle Karasu Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildiği, maktulün duruşma salonunda sorgusunun yapılması için görevli polis memuru tanık Fesih refakatinde beklediği sırada, tanık Fesih’i itekleyerek, duruşma salonunun penceresinden atlayarak kaçtığı, böylece kolluk güçlerinin maktulü yakalamaya çalıştıkları, bu sırada Karasu İlçe Emniyet Müdürlüğünde trafik polisi olarak görev yapan sanık …’in o gün izinli olduğu, ancak İlçe Emniyet Müdürlüğünde 10.00-11.00 saatleri arasında yapılacak olan seminer nedeniyle İlçe Emniyet Müdürlüğü binasında bulunduğu, seminere başlanıldığı sırada hırsızlık suçundan hakkında yakalama kararı olan bir şahsın adliye binasından firar ettiğinin ihbar edilmesi üzerine ilçe emniyet müdürü tarafından emniyet müdürlüğü binasında olan memurların ikişerli ve üçerli gruplar halinde yaya ve araçlı olarak çevrede araştırma yaparak adliye binasından firar eden maktulü aramaları ve yakalamaları talimatının verildiği, bu talimat üzerine sanık Nilüfer ve hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen polis memuru … ve …’in yaya olarak maktulü arama faaliyetlerine başladıkları, ilk olarak firar olayının meydana geldiği adliye binasına gelerek maktulün hangi istikamete doğru kaçtığını sordukları, maktulün adliye binasının arkasında bulunan askerlik şubesi istikametinden kaçtığını öğrenmeleri üzerine bu güzergah üzerinde yaya olarak arama faaliyetlerine devam ettikleri, maktulün kaçış istikametine yakın olan Kültür Park çevresinde bulunan evlerin bahçe ve eklentilerinde araştırma yaptıkları sırada dava dışı polis memuru …’in çalılıkların arasından

çıtırtı seslerinin geldiğini duyması üzerine seslerin geldiği yönde maktulün kafasını gördüğü ve ”dur, kaçma, polis, yere yat” diye uyarıda bulunduğu, maktulün kaçmaya devam etmesi üzerine sanık …’in ”polis yere yat” diye bağırdığı, maktulün aynı şekilde kaçmaya devam etmesi üzerine olay yerinde bulunan ve hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen polis memuru … …’ın havaya iki kez ikaz amaçlı ateş ettiği, maktulün kaçmaya devam etmesi üzerine dava dışı …’in havaya doğru bir kez ikaz amaçlı ateş ettiği, ancak silahının patlamadığı, bunun üzerine doldur boşalt yapmak suretiyle tekrar bir el havaya doğru ateş ettiği, maktulün ise kaçmaya devam ettiği, sanık …’in birkaç kez havaya doğru uyarı amaçlı olarak ateş ettiği, buna rağmen maktulün kaçmaya devam ettiği, bu sırada sanık … ile maktulün bulunduğu alanın eğimli/engebeli/çalılık olması nedeniyle maktulün sanık …’e göre yükselti olarak daha aşağı mesafede olduğu, sanık …’in ikaz amaçlı birkaç kez havaya doğru ateş etmesinden sonra maktulün kaçmaya devam ettiği esnada sanığın maktulün kaçmasını önlemek için maktulün ayaklarına doğru iki el ateş ettiği, bu mermilerden birinin maktulün arkasından sağ kürek kemiğine, birinin de sağ uyluk bölgesine isabet ettiği, söz konusu atışlardan sonra dava dışı polis memuru tanık …’in maktulün bulunduğu alana doğru ilerlediği, maktulü yerde yaralı vaziyette görmesi üzerine bağırarak olay yerinde bulunan diğer polis memurlarından ambulans çağırmalarını istediği, sağlık görevlilerince olay yerinde yapılan ilk müdahalede maktulün öldüğü olayda, kullanılan silahın niteliği, elverişliliği ve etki alanı, atış mesafesi, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer kanıtlar göz önünde bulundurulduğunda; kaçmak isteyen maktulü durdurmak amacıyla hareket eden sanığın, elindeki elverişli silahla ve silahın etki alanı içerisinde bulunan maktulün kaçış istikametine doğru ateş etmesi sonucunda, mermilerin maktule isabet edebileceğini ve eyleminin yaralanmayla sonuçlanabileceğini öngördüğü, ancak buna rağmen hareketine devam ettiği ve ölümün bu harekete bağlı olarak meydana geldiği değerlendirilerek, sanık hakkında silahla kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan uygulama yapıldığı, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin bozma ilamına uyulmayarak direnme kararı verildiği, anlaşılmıştır.

2. Maktul hakkında düzenlenen Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin 22.10.2015 tarihli ; “Kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı omur kırıklarıyla birlikte iç organ ve büyük damar yırtılmasından gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu”
Görüşünü içeren otopsi raporu dava dosyasında mevcuttur.

3. Olay yeri inceleme raporu ve basit krokisi, uzmanlık raporları, teşhis tutanakları ile tutanaklar dava dosyasında bulunmaktadır.

IV. GEREKÇE
Sanık ilk atışla yaralanan maktule yersiz olarak ikinci bir atış daha yapıp onun ölümüne neden olmuştur. Sanık tarafından ardarda iki el ateş edilmiştir. Bu durumda sanık hukuka uygunluk nedeni içinde başladığı eylemi sürdürerek hukuka uygunluk sınırını aşmıştır. O hâlde sınırın aşılmasının kusurlu olup olmadığı ile kusurun niteliğinin tespit ve tayini önem arz etmektedir. Öncelikle sanığın ilk atışla yaralanan maktule zorlayıcı bir neden yokken ve ilk atışın sonucunu beklemeden ikinci bir atış yapması sınırı aşmakta kusurlu olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak bu sınırı kasten aştığını gösteren somut bir

delil, bunun için bir neden bulunmadığından bu durumda oluşan şüphe sanık lehine yorumlanmalı, sanığın bu sınırı yeterli dikkat, özen ve basireti gösterememesi nedeniyle taksirle aştığı kabul edilmelidir. Sanığın mesleği gereği sahip olduğu bilgi, tecrübe ve eğitimi, olay sırasında maktulle sanık arasındaki mesafenin yakın sayılabilecek bir mesafe olması nazara alındığında, sanığın eyleminin sonuçlarını istemese de öngörebilecek durumda olduğu, bu nedenle olayda bilinçli taksirle hareket ettiği ve hukuka uygunluk sınırını bilinçli taksirle aştığı kabul edilerek sanığın 5237 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinin birinci fıkrası, 27 nci maddesinin birinci fıkrası, 85 … maddesinin birinci fıkrası ve 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiğinden, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararı yerinde görülmemiştir.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle direnme kararı yerinde görülmediğinden Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 06.04.2021 tarihli ve 2020/1279 Esas, 2021/6088 Karar sayılı bozma kararının, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla DÜZELTİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince direnme kararını incelemek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,

10.07.2023 tarihinde karar verildi.

(Karşı oy) (Karşı oy)

KARŞI OY:

Tüm dosya kapsamı,oluşa ve mahkemenin kabulüne göre; maktul … hakkında Karasu ilçesinde meydana gelen çok sayıda hırsızlık olaylarının şüphelisi olarak Karasu Sulh Ceza Hakimliği’nin kararıyla yakalama emri çıkarıldığı, maktulün yakalama emri uyarınca İstanbul’da yakalanarak Karasu ilçesine getirildiği, kolluk nezaretinde sorguya sevkedilerek sulh ceza hakimliği duruşma salonunda bekletildiği sırada nezaret eden polis memurunu itekleyip yaralanmasına da sebebiyet vererek duruşma salonunun penceresinden atlayıp kaçtığı, sanığın ise olay günü izinli olmasına rağmen emniyet müdürlüğünde düzenlenen seminere katılmak üzere emniyet binasında bulunduğu, maktulün kaçtığı haberinin emniyete ulaşması üzerine kolluk amirinin emriyle gruplar halinde yakalama çalışmaları başlatıldığı, amiri tarafından kendisine emir verilen sanığın yanında bulunan iki memur ile birlikte maktulün kaçtığı istikamette araştırma yaptıkları sırada, maktulü otluk ve çalılık alanda gördükleri ‘dur’ ihtarında bulunmalarına rağmen maktulün kaçmaya devam ettiği, sanık ve arkadaşlarının ikaz amaçlı havaya ateş ettikleri ancak maktulün ihtar ve ateş etmelerine kayıtsız kalarak kaçmaya devam ettiği bunun üzerine sanığın maktulü yakalamak amacıyla vücudunun alt kısmını hedef alarak peşpeşe iki el

ateş ettiği, birinci atışın sağ bacak diz üstü arka iç kısmına isabet ettiği, onu takip eden ikinci atışın ise birinci atışın etkisiyle yere düşmekte olan maktulün sırt sağ tarafına isabet ederek arkadan öne, aşağıdan yukarıya, sağdan sola seyirle sol omuz ön yüzünden çıktığı ve bu atışın ölüme neden olduğu anlaşılmaktadır. Olaydan sonra maktulün sağ elinde ses ve gaz tabancası tespit edilmiş ise de, maktulün içinde bulunduğu durum, kaçtığı ve vurulduğu yerler nazara alındığında bu tabancanın olayla ilişkisi bulunmadığı kabul edilmiştir.
… 3.Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.03.2019 tarihli ve 2016/90 Esas, 2019/136 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında maktule yönelik taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 24/1, 27/1 maddeleri delaletiyle 85/2, 62/1, 50/4, 52/2-4 maddeleri uyarınca 22.680 TL. adli para cezası ile cezalandırılmasına, karar verildiği, … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 06.12.2019 tarihli ve 2019/1125 Esas, 2019/1357 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kurulan hükme yönelik katılan vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında silahla kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 87 nci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 62/1 maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın katılan vekili ve sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 06.04.2021 tarihli ve 2020/1279 Esas, 2021/6088 Karar sayılı kararı ile “Sanığın mesleği gereği sahip olduğu bilgi, tecrübe ve eğitimi, olay sırasında maktulle sanık arasındaki mesafenin yakın sayılabilecek bir mesafe olması nazara alındığında, sanığın eyleminin sonuçlarını istemese de öngörebilecek durumda olduğu, bu nedenle olayda bilinçli taksirle hareket ettiği ve hukuka uygunluk sınırını bilinçli taksirle aştığı kabul edilerek eyleminin TCK’nin 24/1, 27/1, 85/1 ve 22/3 maddeleri kapsamında cezalandırılması yerine, yazılı şekilde kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan hüküm kurulması, ” nedeniyle bozulmasına karar verildiği, … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 17.11.2021 tarihli ve 2021/1190 Esas, 2021/1685 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca direnilmesi ile sanık hakkında silahla kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 87 nci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.
Dairemizce direnme kararının temyizi üzerine yapılan inceleme sonucu sanığın eyleminin hukuka uygunluk sınırını aşılarak bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle direnme kararı yerinde görülmediğinden dairemiz bozma kararının oy çokluğu ile düzeltilmesine yer olmadığına karar verilerek dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. sanığın eyleminin 5237 sayılı TCY’nın 87/4. maddesinde düzenlenmiş bulunan “kasten yaralama sonucu ölüme neden olma ” suçunu oluşturduğundan Dairemiz sayın çoğunluğunun kararına katılmıyoruz.
Doğrudan kast ve olası kast 5237 sayılı TCK’nın 21 maddesinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCY’nın 21. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde kast; “suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmış, aynı Yasa maddesinin 2. fıkrasında ise; “kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır” denilmek suretiyle “olası kast” tanımına yer verilmiştir.

Taksirdeki düzenlemeye bakıldığında; kural olarak suç, ancak kastla işlenebilir, fakat, yasada açıkça gösterilen hallerde suçlar taksirle de işlenebilir. Taksir, 5237 sayılı TCY’nın 22/2. maddesinde; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır.
Öte yandan, olası kastın, başka bir ayırıcı unsura yer verilmemesi nedeniyle, anılan Yasanın 22. maddesinin 3. fıkrasında; “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır” şeklinde tanımlanan bilinçli taksirle karıştırılabileceği hususu öğretide dile getirilmiş ise de, yasa koyucu, madde metninde yer vermediği “kabullenme” ölçütüne, madde gerekçesinde; “olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir” şeklinde açıklama yapmak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak ölçütü ortaya koymuştur. Gerek olası kast, gerekse bilinçli taksirde netice fail tarafından öngörülmektedir. Bilinçli taksirde, öngörülen neticenin gerçekleşmeyeceği … edilmekte, olası kastta ise bu netice fail tarafından göze alınmakta ve kabullenilmektedir. Olası kastta fail öngördüğü sonucun meydana gelmesini kabullenip, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen, şansa veya başka etkenlere, hatta kendi bilgi veya becerisine güvenerek öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir.
Bu açıklamalara göre; muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, öngörülen olası neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet verilmesi halinde neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülemediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ise, Yasanın 23/1. maddesinde; “Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” biçiminde düzenlenmiştir.
Burada fail, yaralama suçuna kastetmekte, fakat eylem ölümle sonuçlanmaktadır. Bir başka deyişle, failin kastettiğinden daha farklı bir netice meydana gelmektedir. Failin, meydana gelen fakat kastetmediği bu neticeden sorumlu tutulabilmesi için; netice açısından en azından taksirle hareket etmiş olması gerekmektedir. Kişi bu neticenin meydana gelmesinden taksirle de sorumlu tutulamıyorsa, sadece nedensellik bağının bulunmuş olması, o kişiyi neticeden sorumlu tutmamız için yeterli olmayacaktır.
5237 sayılı TCY’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan kast-taksir kombinasyonunun, özel hükümler arasında işlerlik kazandığı maddelerin başında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu düzenleyen 87. madde gelmektedir. 86. maddenin 1. veya 3. fıkrasına uyan bir eylemi kasten işleyen fail, bu fiilinin neticesi olarak ölümün meydana geldiği hallerde, 87. maddenin 4. fıkrası uyarınca sorumlu tutulacaktır. Diğer taraftan; failin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan sorumlu tutulabilmesi için açıkça yaralamaya dönük bir eylemde bulunması şart olmayıp, olayın olağan seyri ve gelişmesi sonucu yaralamanın meydana gelebileceğini öngörebilir durumda olmasına rağmen, hareketine devam etmesi ve ölümün bu harekete bağlı olarak meydana gelmesi de yeterlidir.

Somut olay, bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; olay günü yakalama emri uyarınca götürüldüğü duruşma salondan koluk görevlisini darp edere kaçan maktulü yakalama çalışmalarında yer alan kolluk görevlisi olan sanık ve arkadaşlarının otluk ve çalılık alanda gördükleri maktule ‘dur’ ihtarında bulunmalarına rağmen maktulün kaçmaya devam ettiği, sanık ve arkadaşlarının ikaz amaçlı havaya ateş ettikleri ancak maktulün ihtar ve ateş etmelerine kayıtsız kalarak kaçmaya devam ettiği bunun üzerine sanığın maktulü yakalamak amacıyla vücudunun alt kısmını hedef alarak peşpeşe iki el ateş ettiği, birinci atışın sağ bacak diz üstü arka iç kısmına isabet ettiği, onu takip eden ikinci atışın ise birinci atışın etkisiyle yere düşmekte olan maktulün sırt sağ tarafına isabet ederek ölümüne neden olduğu olayda, Sanığın kastının maktulün kaçmasını engellemeye yönelik olduğu, bu nedenle sanığın eyleminde, maktule öldürme kastı ile hedef alarak ateş ettiğine, sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğine dair bir neden ve delil bulunmadığı anlaşılmıştır.
2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasasının “Zor ve Silah Kullanma” başlıklı 16. maddesinin yedinci fıkranın (c) bendinde hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş kişilerin yada suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silah kullanılmasının düzenlendiği, maddede belirtilen durumlarda kaçan kişilerin yakalanması amacıyla kolluğa silah kullanma yetkisi verilmiştir. Bu bentte belirtilen haller sanık veya şüpheli hakkında yetkili makam veya amir tarafından verilen özgürlüğü kısıtlayıcı karar ve emirlerin yerine getirilmesi ile ilgilidir. Bu durumda bulunan kişinin yakalanmamak için veya yakalandıktan sonra kaçması nedeniyle silah kullanılması söz konusu olup kaçan kişinin ayrıca kolluğa saldırması aranmamaktadır. Madde kapsamında yakalanması gereken kişilere karşı silah kullanılması yetkisi, kaçan kişiyi doğrudan hedef alınarak ateş edilmesi yetkisini vermediği gibi kaçan kişinin başka şekilde ele geçirilme imkanı var olduğunda kaçan kişiye hedef alınarak ateş edilemez.
2559 Sayılı Kanunun 16/8 maddesinde kaçan kişiye karşı ne şekilde silah kullanılacağı düzenlenmiştir. Polis silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde ‘dur’ çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla başka türlü ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağ olarak yakalamayı sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir. İhtara rağmen kaçmaya çalışan kişiye hedef alınarak ateş edilebilmekte ise de burada amaç kişinin sağ ve mümkün olduğu ölçüde yaşamsal bir tehlike geçirmeden ele geçirilmesi olup kaçan kişiye ateş edilmesi son çare olarak gördüğünden yakalamayı sağlayacak ölçüde yaralanması öngörülmüştür.
Yukarıdaki açıklamalar nazara alındığında tutuklanmamak amacıyla duruşma salonundan kaçan ve silahsız olduğu anlaşılan maktulün kaçmaktan ibaret eylemi nedeniyle vurularak öldürülmek suretiyle yakalanmasını gerektirecek nitelikte, PVSK’un 16. maddesi uyarınca silah kullanmayı gerektiren koşulların oluşmadığı, bu nedenle olayda TCK’nin 24. maddesi kapsamında hukuka uygunluk nedeni bulunmadığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte sanığın, bilerek ve isteyerek maktulü durdurmak amacıyla ateş etmesi karşısında, eyleminin taksirli olduğunun kabulü de mümkün görülmemiştir.
Kolluk görevlisi olan sanığın dur ihtarına rağmen kaçan maktulü durdurmak gerekirse yaralı olarak yakalamak amacıyla elindeki elverişli silahla ve silahın etki alanı içerisinde bulunan maktule doğru ateş etmesi sonucunda maktulün yaralanabileceğini öngörüp kabullendiği, ortaya çıkan kastın yaralamaya yönelik olduğu, ancak sanığın ölüm sonucunu öngörüp kabullendiğine dair kesin bir delil de bulunmadığından eylemin olası kasıtla işendiğinin kabulü de mümkün görülmemiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.06.2012 gün ve 2011/1-840 Esas, 2012/214 Karar ve 04.05.2010 gün ve 249-108 sayılı kararlarında Yargıtay 1. Ceza Dairesinin emsal kararlarında kabul edildiği üzere;
2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasası’nın 16. maddesinde belirtilen “silah kullanma” koşullarının gerçekleşmediğinde herhangi bir duraksamanın yaşanmadığı olayda, kullanılan silahın niteliği, elverişliliği ve etki alanı, atış mesafesi, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer kanıtlar göz önünde bulundurulduğunda; kaçmak isteyen maktulü durdurmak amacıyla hareket eden sanığın, elindeki elverişli silahla ve silahın etki alanı içerisinde bulunan maktulün kaçış istikametine doğru ateş etmesi sonucunda, mermilerden birinin maktule isabet edebileceğini ve eyleminin yaralanmayla sonuçlanabileceğini öngördüğü, ancak buna rağmen hareketine devam ettiği ve ölümün bu harekete bağlı olarak meydana geldiği görülmektedir.Bu nedenle, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCY’nın 87/4. maddesinde düzenlenmiş bulunan “neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, kasten yaralama sonucu ölüme neden olma” suçunu oluşturduğunun kabulü gerektiğinden direnme kararının yerinde olduğu görüşüyle Dairemiz sayın çoğunluğunun sanığın eyleminin hukuka uygunluk sınırının aşılarak bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu dair görüşüne iştirak etmiyoruz.