Yargıtay Kararı 1. Ceza Dairesi 2023/441 E. 2023/4011 K. 08.06.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/441
KARAR NO : 2023/4011
KARAR TARİHİ : 08.06.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 … maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 … maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Erzurum 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.12.2015 tarihli ve 2013/338 Esas, 2015/599 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında katılana yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, 87 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 51 … maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları uyarınca 10 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmolunan hapis cezasının ertelenmesine ve 1 yıl süreyle denetim altına alınmasına karar verilmiştir.

2. Bu kararın sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Birleşen) 3. Ceza Dairesinin, 14.11.2019 tarihli ve 2019/12447 Esas, 2019/20725 Karar sayılı ilâmıyla;

“a) 5237 sayılı Kanun’un 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışmasız bırakılması,

b) Kanuni olmayan gerekçe ile 5275 sayılı Kanun’un 231 … maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına takdiren yer olmadığına karar verilmesi..”
Nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir.

3. Bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında kurulan hükmün 5271 sayılı Kanun’un 231 … maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakıldığı, sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediği ihbarı üzerine dosyanın yeniden ele alınması suretiyle hükmün açıklandığı ve Erzurum 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.10.2022 tarihli ve 2022/617 Esas, 2022/611 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında katılana yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, 87 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca 8 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri, sanığın meşru savunma veya zorunlukluk halinde atılı suçu işlediğine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
1. Katılanın, sanığın arkadaşı olan Mazlum’un boğazını sıkması üzerine çıkan tartışmanın kavgaya dönüştüğü, sanığın tahrik altında katılana yumruk atmak suretiyle katılanı basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve hayat fonksiyonlarına etkisi hafif (1.) derecede kemik kırığına neden olacak şekilde yaraladığı anlaşılmıştır.

2. Katılan aşamalarda benzer beyanlarda bulunmuş, sanık suçlamayı ikrar etmiş, tanığın beyanı tespit edilerek dava dosyasına eklenmiş, sanığın eylemi neticesinde katılanda meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nce tanzim olunan 19.02.2013 tarihli rapor dosya arasına alınmıştır.

IV. GEREKÇE
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarihli ve 2002/4-238 Esas – 367 sayılı kararı uyarınca ve bu kararla uyumlu Ceza Dairelerinin yerleşmiş ve süreklilik gösteren kararlarında kabul edildiği üzere, karşılıklı yaralama şeklinde gerçekleşen ve haksız tahrik altında işlenen kasten yaralama suçunda, sanık lehine meşru savunma koşullarının oluşmadığı, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımının doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, hükümde bu yönleriyle hukuka aykırılık bulunmamış, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Erzurum 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.10.2022 tarihli ve 2022/617 Esas, 2022/611 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
08.06.2023 tarihinde karar verildi.

K A R Ş I O Y

Dava dosyamızda; Sanık hakkında Erzurum 4. Asliye Ceza Mahkemesince ilk kararda, kasten yaralama suçundan, TCK’nın 86/1, 87/3, 62/1. maddeleri uygulanarak sonuç olarak 10 ay 25 gün Hapis cezasına karar verilmiş ve bu karar TCK 51/1. maddesi uygulanarak Ertelenmiş ve 1 yıl denetimli serbestlik süresi belirlenmesine karar verilmiştir.
Kararın sanık tarafından temyizi üzerine, Yargıtay (Birleşen) 3. Ceza Dairesi, davada “CMK 231. maddesinin, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasının” değerlendirilmesi için kararın bozulmasına vermiştir.

Bozma sonrası, yargılamayı yapan yerel mahkeme, bozmanın gereklerini yapmış TCK’nın 86/1, 87/3, 29/1, 62/1. maddelerini uygulanarak 8 ay 3 gün Hapis cezasına karar vermiş ve CMK 231. maddesi uygulanarak Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına karar vermiştir.
Sanığın denetim süresinde kasti suç işlemesi üzerine, dosyayı yeniden ele alan yerel mahkeme, CMK 231/11. maddesi gereği hükmün 8 ay 3 gün Hapis cezası olarak açıklanmasına karar vermiş, Ancak ilk kararda hapis cezası ertelenmesine ve aleyhe temyiz olmamasına rağmen, cezanın ertelenmesine karar vermemiştir.
Bu son kararın sanık tarafından temyizi üzerine, karar dairemizce onanmıştır.
Yerel mahkemece verilen bu son kararda, aşağıda belirtilen Yargıtay Ceza Genel Kurul Kararlarına aykırı şekilde, kazanılmış hakka aykırı karar verilmesi nedeniyle, sayın çoğunluğun “kararın onanması”yönündeki görüşüne muhalifim.
Şöyle ki;
1-Yargıtay CGK’nun, 03.04.2018 tarih, 2017/8-853 Esas ve 2018/135 sayılı Kararı,
2-Yargıtay CGK’nun, 09.02.2016 tarih, 2014/8-71 Esas ve 2016/42sayılı Kararı,
3-Yargıtay CGK’nun,13.12.2018 tarih, 2015/12-1162 Esas ve 2018/640sayılı Kararlarında belirtildiği üzere,
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kararı verilmeden önce, ilk kararda erteleme veya adli para cezasına çevirme işlemi yapılmış ise, bu kararların sanık veya sanık müdafiince lehe temyiz edilmesi durumunda, Yargıtay tarafından Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kurumunun değerlendirilmesi için bozulması üzerine, Yerel Mahkemece bozma üzerine Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına karar verildiği durumlarda, sanığın denetim süresinde kasti bir suç işlenmesi durumunda, yeniden dosyayı ele alan yerel mahkeme hükmü CMK 231/11. maddesi gereğince aynen açıkladıktan sonra, sanığın CMUK 326/son veya CMK 307/5. maddelerinde belirtilen kazanılmış hakkına dikkat ederek, ilk kararda ceza ertelenmiş ise sonuç cezanın ertelenmesine, ilk kararda ceza adli para cezasına çevrilmiş ise, sonuç cezanın adli para cezası olarak infazına karar vermesi gerektiği belirtilmiştir.
Yargıtay CGK yukarıda tarih ve esas numaraları belirtilen kararlarında, bu hususu şu şekilde açıklamıştır;
“Kazanılmış hak veya cezayı aleyhe değiştirememe kuralı, hükmün temyiz incelemesine başlarken, bakış açısını belirleyen bir usul kuralı olduğu gibi, bozmadan sonraki aşamada da ceza miktarının sınırını belirleyen bir yargılama ilkesidir. Bu sebeple temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilip inceleme buna göre yapılmalı ve sanık lehine tecelli eden bir hatanın doğuracağı hukuki neticeler aleyhte başvuru bulunmadıkça değiştirilmemelidir.
Latince “Reformatio in pejusjudiciappellatononlicet” olarak adlandırılan, “Bir hükmün aleyhe değiştirilmesi caiz değildir” şeklinde tercüme edilen, öğreti ve uygulamada ise, “Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme, aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, aleyhe bozma yasağı, yaptırım ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe ya da ağırlaştıramama kuralı” olarak ifade edilir.
Bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine bozulabileceğini düşünen sanığın bazı davalarda istinaf ya da temyiz kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve sanığın kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır.
Kazanılmış hak veya cezayı aleyhe değiştirmeme kuralı, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 326/4. maddesinde ve yeni 5271 sayılı CMK’nun 307/5.

maddesinde; “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz” şeklinde düzenlenmiştir.
Kanundaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen ceza ve sonuç, önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır.
Gerek bozma ilamında, gerekse yerel mahkemece bozmadan sonra kurulan hükümde yaptırım ve sonuçları aleyhe değiştirme yasağına aykırılığın söz konusu olup olmadığı, önceki ve sonraki hükümlerde yer alan ceza ve yaptırımların tüm yönleri ile karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 gün ve 124-165 sayılı kararında; “İstinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, asıl ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın, temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu” açıklanmıştır.
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346-25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için daha önce verilen hükmün aleyhe temyiz edilmemesi nedeniyle yeniden verilen hükümde “cezayı aleyhe değiştirememe” kuralı uygulanması gereken sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi ve sonrasında denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi hâlinde uygulamanın ne şekilde yapılması gerektiği üzerinde durulmalıdır.
Kurulan hükmün hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin ve sanık lehine hükmün temyiz edilmesi durumunda daha sonra kurulacak hüküm ya da hükümlerdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olmamasını ifade eden “cezayı aleyhe değiştirememe” kuralının sanık lehine getirilen düzenlemeler olduğu açıktır. İlk hükmün aleyhe temyiz edilmemesi nedeniyle daha sonra kurulacak hükümlerde “cezayı aleyhe değiştirememe” ilkesi gözetilmesi gereken sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi uygulandığı takdirde anılan kuralın uygulanamayacağına ilişkin yasal bir düzenleme mevcut değildir.
Yine, kendisine sunulan fırsatı değerlendiremeyerek denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere bilerek aykırı davranması nedeniyle 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinin 11. fıkrası gereğince hükmün aynen açıklanması gerektiğinden bahisle “cezayı aleyhe değiştirememe” kuralının uygulanmaması gerektiğine dair sanığın aleyhine çıkarımda bulunmak da mümkün değildir.
Ayrıca, ilk hükümdeki hapis cezasının ertelenmesi hatalı bir uygulamaya dayanmamakta ise, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanması sırasında ilk hükümdeki ertelemenin “aleyhe değiştirme yasağı” ilkesi gereğince gözetilmesi, atıfetin genişletilmesi olarak da nitelendirilemez.

O hâlde “cezayı aleyhe değiştirmeme yasağı” göz önüne alınarak, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere bilerek aykırı davranması hâllerinde açıklanması geri bırakılan hüküm aynen açıklanmalı, ancak hükmün son kısmına “cezayı aleyhe değiştirememe” kuralı gereğince hapis cezasının ertelenmesine şerhi düşülmelidir.
Böylece hükmün aynen kurulması nedeniyle CMK’nun 231. maddesinin 11. fıkrasına ve “ilk hükmün yalnızca sanık tarafından temyiz edilmiş olması nedeniyle hapis cezasının ertelenmesine” ilişkin hükmün sonuna eklenecek şerh ile de 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326. maddesinin 4. fıkrasına (5271 sayılı CMK’nun 307/5.) aykırı hareket edilmemiş olacaktır.
Sanığın denetim süresi içinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle CMK’nun 231. maddesinin 11. fıkrası gereğince açıklanması sırasında “cezayı aleyhe değiştirme” yasağı uyarınca ilk hükümdeki gibi hapis cezasının ertelenmesi gerektiği gözetilmeyerek, sonuçları itibarıyla TCK’nun 51. maddesinde düzenlenen hapis cezasının ertelenmesi hükmüne göre daha lehe hükümler içeren CMK’nun 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinden, deneme süresi içerisinde kasıtlı yeni bir suç işlediği için faydalanma fırsatını kaçıran sanığın, daha ağır sonuçları olan erteleme hükmünden de mahrum edilmesinde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, yerel mahkemenin sanık hakkında erteleme hükmünün uygulanmaması yönündeki gerekçesi isabetli değildir.” şeklindedir.
Yine,Yargıtay CGK’nun, 11.05.2010 Tarih, 2010/4-87 Esas, 2010/112 kararında, cezanın ertelenmesinin de kazanılmış hakka konu teşkil edeceği belirtmiştir. Bu kararında;
“765 sayılı TCK’da “bir koşullu af” olarak düzenlenmiş bulunan, “hapis cezasının ertelenmesi” müessesesi 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesinde, “bir ceza infaz kurumu” olarak öngörülmüştür. Buna göre, cezası ertelenen kişi, belirlenen denetim süresini yükümlülüklere uygun ve iyi halli olarak geçirdiği takdirde cezası infaz edilmiş sayılacaktır.
Dolayısıyla 5237 sayılı TCK’da ki düzenlemeye göre, erteleme bir güvenlik tedbiri olmadığı gibi ceza da değildir. Bununla birlikte, infaz hukukundan ziyade maddi hukuka ait bir müessese olduğu görülmektedir. Nitekim 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98 ve devamı maddeleri uyarınca erteleme ile ilgili olarak infaz aşamasında karar alınması mümkün değildir. Bu nedenlerle aynen tekerrürde olduğu gibi, hükümde yer alan ve “hapis cezasının ertelenmesine” ilişkin olan kısmın da aleyhe değiştirmeme yasağına konu teşkil edeceğinin kabul edilmesi gerekir.” şeklinde belirtilmiştir.Yargıtay CGK’nun bu kararından da anlaşılacağı üzere, ceza en başta ertelenmiş ise bu durum kazanılmış hakka konu teşkil edecektir.
Sonuç olarak, yukarıda Yargıtay CGK kararlarıyla açıklandığı üzere, cezanın ilk kararda ertelenmesi durumunda, aleyhe temyiz yoksa, karar HAGB’nin değerlendirilmesi için bozulmuşsa, yerel mahkeme HAGB kararı vermiş ise, beş yıllık denetim süresinde sanığın kasti bir suç işlemesi üzerine, dosyayı yeniden ele alan yerel mahkemenin CMK’nın 231/11. maddesi gereği hükmü aynen açıkladıktan sonra, ilk hükümdeki ceza ertelenmiş olduğundan ve erteleme kazanılmış hakka konu teşkil edeceği için, açıklanan sonuç cezanın ertelenmesine karar verilmesi gerekirken, kazanılmış hakka aykırı olarak açıklanan hükmün onanmasına karar veren sayın çoğunluğun kararına muhalifim.