YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/6485
KARAR NO : 2008/8389
KARAR TARİHİ : 03.07.2008
MAHKEMESİ : GEBZE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 04/03/2008
NUMARASI : 2005/486-2008/119
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, paydaşı olduğu 18 paresl sayılı taşınmazda, davalı paydaşlar tarafından fiili duruma ve komşuluk hukukuna aykırı olarak kendi binasının kör noktasına bakan bölüme 2 kattan itibaren bitişik balkon yaptıklarını ve pencere açtıklarını ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, iddiaların yersiz olduğunu, davalının taşınmazda pay satın aldığı tarihte çekişmeli binanın bulunduğunu bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacı iddialarının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı ve dahili davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, paydaşlar arası elatmanın önlenmesi, komşuluk hukukuna aykırılığın giderilmesi ve yıkım isteklerine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı ve dahili davalı belediye tarafından temyiz edilmiştir.
Niza konusu taşınmazda tarafların paydaş oldukları ve herbirinin kullanabileceği yer bulunması nedeniyle paydaşlığa dayalı elatmanın önlenmesi davasının reddine karar verilmiş olması doğrudur. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.
Ancak, davacı paydaşlık yanında ayrıca komşuluk hukukuna dayalı olarak da dava açmıştır.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde “Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama,zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur. Somut olaya gelince; mahkemece komşuluk hukuku yönünden herhangi bir inceleme yapılmış değildir. Bu durumda yukarıdaki ilkelerde gözetilerek toplanacak delillerle, bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken bu hususun gözardı edilmesi isabetsizdir.
Öte yandan; dahili davalının temyiz itirazlarına gelince, yıkım isteği bulunduğu için davaya zorunlu dava arkadaşlığı nedeniyle dahil edilen belediye, her ne kadar davanın devamı sırasında payını tapuda diğer davalılara devretmiş isede bu hal yıkım ile ilgili davanın esastan reddi halinde davada vekille temsil edilen belediye yararına avukatlık ücreti takdirine engel değildir.
Hal böyle olunca, davacı ve davalılar arasında komşuluk hukuku açısından değerlendirme yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi ve dahili davalı yararına avukatlık parasına hükmedilmesi gerekirken bu hususta göz ardı edilerek eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacı ve dahili davalının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.07.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.