YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/7759
KARAR NO : 2008/10453
KARAR TARİHİ : 20.10.2008
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : ELATMANIN ÖNLENMESİ,TAZMİNAT
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki olduğu … parsel sayılı taşınmazdaki 35 nolu dükkanın satışı için davalılardan … ve … … vekil ettiğini, vekaletnamenin tanzim tarihinde 65 yaşın üzerinde ve hastanede olduğunu, …’un anılan vekaletname ile taşınmazı …’in kardeşi olan davalı …’a çok düşük bedelle temlik ettiğini, kendisine hiçbir bedel ödenmediğini, davalıların el ve işbirliği içinde hareket ettiklerini ileri sürerek taşınmazın adına kaydını olmadığı takdirde satış bedelinin yasal faizi ile tahsilini istemiş, davacı yargılama sırasında vefat ettiğinden mirasçı davaya devam etmiştir.
Davalılar … ve …, davanın reddini savunmuşlardır.
Davalı …, vekilin iradesi doğrultusunda davrandığını taşınmazın satış bedelinin verildiğini bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Dava konusu taşınmaz, yargılama devam ederken 12.3.2003 tarihinde … …, 15.5.2003 tarihinde … … temlik edilmiş, davacı 8.7.2005 tarihli oturumda seçimlik hakkını son kayıt maliki yönünden tapu iptali şeklinde yürütmek istediklerini beyan etmiştir.
Son kayıt maliki; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile dava dilekçesindeki dava değeri olan 10.000-YTL.nin davalı …’dan yasal faizi ile tahsiline karar verilmiş, davalı … yönünden sıfat yokluğundan, diğer davalılar yönünden davanın ispat edilemediği gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, tapu iptal tescil olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden dava konusu … parsel sayılı taşınmazdaki dükkan niteliğindeki 35 nolu bağımsız bölümün davacı … … adına kayıtlı iken, 17.4.2002 tarih … yevmiye nolu vekaletname ile … … anılan taşınmazı dilediği bedelle dilediğine satış yetkisi içerecek biçimde vekil ettiği vekilinde 24.4.2002 tarihli akitle 1000.YTL.bedelle taşınmazı … . …. …’a sattığı, yargılama devam ederken onunda 12.3.2003 tarihli akitle 2500-YTL.bedelle … … temlik ettiği, …’nın da 15.5.2003 tarihinde halen kayıt maliki olan … … 3000-YTL. bedelle devir ettiği anlaşılmaktadır.
İddianın ileri sürülüş biçiminden, davacının vekaletin kötüye kullanılmak suretiyle,zararlandırıldığı, vekil ile temlik olanların el ve işbirliği halinde bulundukları iddiasıyla eldeki davayı açtığı görülmektedir.
Yargılama sırasında davacı vefat ettiğinden, mirasçıları son kayıt makiline karşı davayı tapu iptal tescil olarak devam etmek istediklerini bildirmişlerdir.
Mahkemece, vekil …’un çekişmeli taşınmaz bedelini davacı tarafa ödemediği gerekçesiyle dava dilekçesindeki dava değerinin vekil tarafından yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, diğer davalılar yönünden davanın reddine karar verilmişse de davacının özellikle ölümünden sonra mirasçılarının hasrettikleri istek gözetildiğinde, son kayıt malikinin iyiniyetli olup olmadığı yönünde hükme yeterli bir araştırmanın yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Bilindiği üzere; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları,dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma,toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin,iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta,şeklen iyi niyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle hükme yeterli bir araştırma yapılması, taraf delillerinin toplanarak öncelikle tapu iptal ve tescil isteği yönünden sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacı yanın temyiz istekleri yerindedir.Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20.10.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.