YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10133
KARAR NO : 2009/11018
KARAR TARİHİ : 02.11.2009
MAHKEMESİ : KÖRFEZ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/01/2009
NUMARASI : 2008/167-2009/32
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanları olan F. Ç..’in mirasçılarından mal kaçırmak amacı ile muvazaalı olarak dava konusu 2881, 4909, 4794, 4831, 4839, 4858, 4754, 4551, 4228, 4109 ve 4164 parsel sayılı taşınmazlarını A. T.. isimli şahsa satış suretiyle temlikini sağladığını, miras bırakanın ölümünden sonra da taşınmazların davalıya görünürdeki satış işlemiyle temlik edildiğini ileri sürerek pay oranında iptal tescil, sunmuş olduğu ıslah dilekçesiyle de ehliyetsizlik iddiasına da dayandığını belirterek taşınmaz kayıtlarının iptali isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, temlike dayanak vekaletname düzenlenme tarihinde miras bırakanın tasarruf ehliyetine sahip olduğu gerekçesiyle ehliyetsizlik iddiasının reddine, dava konusu taşınmaz temliklerinin muvazaalı olduğunun belirlendiği değerlendirmesiyle de pay oranında iptal tescil isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillere göre, yargılama sırasında davacı, muris muvazaası hukuksal nedeni yanında HUMK 83 ve devamı maddeleri uyarınca ıslahla, aynı zamanda ehliyetsizlik hukuksal nedenine de dayanmıştır.
Hemen belirtilmelidir ki, 4.2.948 tarih ve 10/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere, dava açıldıktan sonra sebebinde, delillerde ve diğer hususlarda usule ilişkin işlemlerin ıslah yoluyla değiştirilmesi mümkün olduğu gibi davanın konusunda da ıslah mümkündür. Kaldı ki HUMK 185/2 maddesinde davacının, karşı tarafın rızası olmaksızın ıslah yoluyla davasının mahiyetini tebdil edebileceği kabul edilmiştir. O halde mahkemece ehliyetsizlik iddiasının reddine dair kurulan hükmün yasal olduğu söylenemez.
Diğer taraftan bir davada değişik hukuki nedenlerle dava açılmasına mani bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13.
maddesinde “ yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Nitekim, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K.’nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mutaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olaya gelince, ehliyetsizliğin kamu düzeniyle ilgili olması nedeniyle öncelikle ehliyetsizlik hukuki nedeninin araştırılması zorunludur. Oysa mahkemece bu konuda bir araştırma yapılmış değildir.
Hal böyle olunca; kamu düzeniyle ilgili olması nedeniyle ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı olarak tarafların iddiaları ve savunmaları doğrultusunda gerekli araştırmaların yapılması, 2659 Sayılı Yasanın 7. ve 16. maddeleri gereğince bu konuda Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 4. İhtisas Dairesinden rapor alınması, miras bırakanın ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde diğer hukuki sebeplerin incelenmesi yok eğer ehliyetsiz olduğu saptanır ise, tereke elbirliği mülkiyetine tabi olduğu halde isteğin paya yönelik olduğu gözetilerek bir değerlendirme yapılması ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru olmadığı gibi, dava tarihinden önce 3. kişiye satıldığı anlaşılan 4831 sayılı parselin de kabul kapsamına alınması da isabetsizdir.
Öyleyse davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 02.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.