YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11106
KARAR NO : 2009/12302
KARAR TARİHİ : 24.11.2009
MAHKEMESİ : MENDERES ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/05/2009
NUMARASI : 2008/114-2009/253
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalılarla paydaş olduğu dava konusu 382 parselde payına isabet eden miktardan az yer kullandığını, parselin fiili kullanımı konusunda paydaşlarla anlaşmaya varamadıklarını belirterek MK’nun 693. maddesi uyarınca taşınmazdaki paylı mülkiyetin paydaşlar arasında paylarına uygun yararlanmalarını sağlayacak düzenlemenin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı S. D.. ve H. S..tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava,paydaşlar arasında paylarına uygun kullanım alanının saptanması ve düzenlenmesi isteğine ilişkindir.
İddianın içeriği ve ileri sürülüş biçimine göre; taraflar arasında, mülkiyet uyuşmazlığı yoktur. Çekişme konusunu oluşturan 382 sayılı parselin kullanılma ve yararlanma biçiminin ne olması gerektiği noktasındadır.
Bilindiği üzere, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda paylı mülkiyet, yasanın 688 ile 700. maddelerinde düzenlenmiş, düzenlemede, genellikle 1926 tarihli önceki yasa hükümleri dikkate alınmış, “Yönetim ve Tasarruf’a” ilişkin bazı konularda açıklık sağlanmış, bu arada 693. madde ile de önceki yasadan farklı bir yasa hükmü getirilmiştir.
Sözü edilen maddede aynen “Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir. Uyuşmazlık halinde yararlanma ve kullanma şeklini hakim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir. Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir” ifadelerine yer verilmiştir. Önceki yasada bu maddeyi tam olarak karşılayan bir hüküm mevcut değildir. Özellikle, hükümet gerekçesinde değinildiği gibi, maddenin ikinci fıkrası ile paydaşlar arasında, paylı malı kullanma ve bu maldan yararlanma şekliyle ilgili olarak ortaya çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde hakimin yetkili olduğu; bu bölünmenin paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyle bölünme biçiminde mümkün olacağı dile getirilmiştir.
Maddede hakime tanınan yetki, paylı malın yer itibariyle olduğu kadar, zaman bakımından da bölünebileceği esasına dayandırılmıştır.
Yasanın paylı mülkiyete ilişkin hükümleri bütün olarak incelendiğinde, 688. maddeden, 695. maddeye kadar, paylı taşınmazda yönetim, tasarruf, yararlanma, koruma, giderlere katılma ve bu konularda paydaşlarca verilen kararların etkisi düzenlenmiş, bu suretle paydaşların mülkiyet haklarını bir çekişmeye meydan vermeden, uyum ve düzen içerisinde kullanmaları amaçlanmıştır. Böyle bir amacın gerçekleşme olasılığı bulunmayan hallerde, sorunlu paydaş yönünden paydaşlıktan çıkarma (Md. 696, 697), nihayet paylı mülkiyetin sonra ermesi (Md. 698-699) düşünülmüştür. Görüldüğü üzere yasa koyucu, öncelikle, kimi halde devamı zorunlu paylı mülkiyet ilişkisinin ayakta tutulmasına özen göstermiş, paydaşlık ilişkisinin ve paydaşlığın sona erdirilmesini son çare olarak amaçlamıştır.
Yasanın bu amacı 693/2. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, mülkiyet çekişmesi ve sorunu olmayan paylı taşınmazlarda, kullanma ve yararlanma biçimi yönünden hakimin müdahale zorunluluğu bulunduğu tartışmasızdır.
O halde hakim, paydaşlık ilişkisinin devamında fayda ve zorunluluk olan hallerde, paydaşların sicilden kaynaklanan haklarını ihlal etmeksizin, diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde, somut olayın özelliğini, taşınmazın konumunu, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, tarafların ihtiyaç ve gerçeklerini gözetmek suretiyle paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibariyle paydaşlar arasında ne şekilde bölünebileceğini saptayıp buna göre karar vermek durumundadır.
Bunun için de, taşınmaz başında keşif yapılarak, uzman bilirkişilerden açıklanan ölçütleri yansıtan, paylı taşınmazın zaman ve yer olarak bölünme biçimini belirleyen, çeşitli seçenekleri içeren rapor alınması, bunlardan en uygun olanına hükmedilmesi gereklidir.
Somut olaya gelince; çekişmeye konu 382 parsel sayılı 18920 m2 kare yüzölçümlü bağ ve tarla niteliğindeki taşınmaz paylı mülkiyet üzere olup, davanın açıldığı 18.2.2008 tarihinde davacı A.. ile davalılardan S..’in ayrı ayrı 5000/18920’şer (125 /473’şer ), diğer davalı H….nın 3920 /18920 (98 /473 )ve dava dışı H. S..’ın da yine 5000/18920 yani (125/473)oranında taşınmazda pay sahibi oldukları davanın devamı sırasında davalılardan H..’nın maliki olduğu 3920/18920 (98/473)payını 9.6.2008 tarihinde davalılardan S..’e sattığı böylece hisse tevhidi ile davalı S..’in taşınmazda 223/473 (8920/18920) oranında paya malik olduğu, neticeten taşınmazın davacı A.. davalı S..ve dava dışı H.S..’ın malikleri olduğu ve dava dışı paydaş H..’nın davaya dahil edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı A..taşınmazın kullanılması ve yararlanma biçimi bakımından paydaş R..ile anlaşamadıklarını, kendisinin kullanımına bırakılan bir kısım yerin paydaşı olduğu 382 parselde değil dava dışı ahara ait 381 parselde kaldığını belirterek Türk Medeni Kanununun 693/2 maddesi hükmü gereğince paydaşlar arasında taşınmazın kullanım tarzının mahkemece belirlenmesini istemiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, davacının taşınmazın kullanım biçimi itibariyle anlaşamadıklarını bildirdiği R..’nin dava tarihinde ve sonrasında taşınmazda mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı kayden sabittir. Kendisine husumet tevcih edilen R..’nin taşınmaza varsa bir elatması veya muaraza yaratması Türk Medeni Kanununun 683.maddesi hükmü uyarınca açılacak elatmanın önlenmesi veya muarazanın giderilmesi davasıyla çözüme kavuşturulması gerekeceği tartışmasızdır. O halde paydaş olmayan R.. bakımından açılan bir elatmanın önlenmesi isteği bulunmadığına göre, Türk Medeni Kanununun 693/2 maddesi hükmü uyarınca açılan davanın dinlenilmesine olarak yoktur.
Öte yandan, davacının diğer paydaşlar S.. ve dava dışı (yargılama sırasında davaya dahil edilen ) H.S..arasında taşınmazın kullanımı ve yararlanılması biçimi bakımından bir çekişme varsa taraflar arasındaki çekişmenin yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde ve bu kurallar gözetilmek suretiyle çözümleneceğinde kuşku yoktur.
Bunun içinde diğer paydaşların hepsine yönelik usulen açılan bir davanın bulunması zorunludur. Oysa taşınmazın paydaşlarından H. S.. hakkında usulen açılan bir dava yoktur. Bir kimsenin dahili dava yoluyla taraf sıfatını kazanmasıda olanaksızdır.
O halde, öncelikle taşınmazda paydaş olan S.. ve H..ile davacı arasında Türk Medeni Kanununun 693 /2. maddesinden kaynaklanan bir isteğin bulunup bulunmadığı konusunda davacıdan açıklayıcı bilgi alınması, isteğin bulunduğunun belirlenmesi halinde paydaş H.. hakkında da davacıya dava açması için olanak tanınması ve açıldığı takdirde eldeki dava ile birleştirilmesi, davalı tarafın savunmasında geçen derdest olduğu bildirilen şufa davasının eldeki davaya etkisi özellikle tarafların sıfatına etkili olup olmadığının saptanması ve değerlendirilmesi, gerektiği taktirde sonucunun beklenmesi, ondan sonra yukarıda değinilen ilkeler de gözetilmek suretiyle tüm paydaşları kapsayacak nitelikte taşınmazın yer ve zaman itibariyle kullanma ve yararlanma biçimi yönünden infaza elverişli olacak şekilde kroki düzenlettirilmesi ve neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Davalı tarafın temyizi itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.’nun 428. maddesi gereğnice BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.