Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2009/8159 E. 2009/11017 K. 02.11.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8159
KARAR NO : 2009/11017
KARAR TARİHİ : 02.11.2009

MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/04/2009
NUMARASI : 2003/455-2009/74
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı ortak miras bırakanları babası N.K.. ile annesi N.K..’ın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla 936 ada 105 parseldeki ½ şer paylarını muvazaalı olarak davalı kızına temlik ettiğini ileri sürerek, tapu kaydının payı oranında iptali ile adına tescil olmadığı takdirde tenkis isteminde bulunmuştur.
Davalı, satışın gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece dava konusu taşınmazdaki pay temliklerinin muvazaalı bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı Ş. tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil ve tenkis isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, taşınmazın davalıya satışını haklı gösterecek ciddi ve makul bir neden bulunmadığı, davalının taşınmazı satın alacak maddi imkânı olmadığı, tapuda gösterilen satış bedeli ile rayiç bedel arasında fahiş fark bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden; tarafların ortak miras bırakanları babaları N..ile anneleri N..’nin 936 ada 105 parseldeki ½ şer paylarını 13.07.1987 tarihli akitle davalıya satış yoluyla temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacı, miras bırakanların davalıya yapmış olduğu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706 (yeni 782), Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan, gizlenen gerçek irade ile amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan, bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır.
Öte yandan, miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını, mirasçıları arasında hoşgörü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa, mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur. O halde, miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden, taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ile değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak, paylaştırmanın mı yoksa mal kaçırma amacının mı üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur. Somut olaya gelince, davacının miras bırakanların oğulları, davalı Ş..ün ise kızları olduğu, murislerin davacının kendileri ile ilgilenmemesinden yakındıkları, miras bırakanların davalı ile birlikte aynı çatı altında oturdukları ve davalının terzilik mesleğini icra ettiği dosya kapsamı ile sabittir.
Davalı 1974 yılından beri birlikte oturduğu murislerinden ayrılıp başka bir ev satın almak istediğini söylemesi üzerine anne ve babasının dava konusu taşınmazı satın almasını ve birlikte oturmaya devam etmesini arzu ettiklerini bildirmeleri nedeniyle o günkü koşullara göre sözü edilen bağımsız bölümü satın aldığını ve bedelini murislerin ortak banka hesabına yatırdığını savunarak murislere ait hesap cüzdan fotokopisini dosyaya ibraz etmiştir. Hemen belirtilmelidir ki, satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet veya bir emekte olabileceği kabul edilmelidir.(HGK:’nun 29.04.2009 gün 2009/1-130S.K.) Ayrıca satış bedeli ile rayiç bedel arasında fahiş fark bulunması da tek başına işlemin muvazaalı yapıldığını kanıtlamaz. Asıl olan miras bırakanın temlik sırasındaki gerçek iradesinin ortaya çıkartılması, başka bir deyişle mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla hareket edip etmediğinin saptanmasıdır.
O halde mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın yeterli olduğu söylenemez. Taşınmazın satış tarihi veya ona yakın zamanda murislerin banka hesabına yatırılan bir para olup olmadığı üzerinde durulmamış, davalının satın alma gücüne sahip bulunup bulunmadığı yeterince araştırılmamıştır.
Hal böyle olunca yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle bir araştırma yapılıp sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik soruşturma ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK. nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 2.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.