YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/13302
KARAR NO : 2011/659
KARAR TARİHİ : 24.01.2011
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, ortak miras bırakanları … oğlu …’in mirastan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak kayden malik olduğu 1328, 1642 ve 1466 parsel sayılı taşınmazları davalılara tapuda satış göstermek suretiyle bağışladığını, temlik işlemlerinin bedelsiz olduğunu ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile mirasçıları adına tescili olmadığı taktide tenkisi isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, çekişmeli taşınmazları bedeli karşılığında, gerçek değeri üzerinden satın aldıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, muvazaa olgusunun kanıtlandığı gerekçesiyle 1328, 1642 ve 1466 sayılı parsellerin tapu kayıtlarının davacıların miras payları oranında iptal ve tesciline karar verilmiştir.
Karar, taraflarca süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi …’ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
-KARAR-
Dava; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı iptal tescil olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, özellikle eksiğin tamamlatılması yoluyla getirtilen kayıt ve belgelerden; miras bırakanın gerek aynı akit tablosu ile gerekse başka akit tabloları ile eldeki davaya konu edilen taşınmazlarla birlikte muhtelif taşınmazları davalılara temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsufi-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih ı/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişte miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksi~ toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli. ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arsındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda; mirasbırakanın gerçek iradesinin ortaya çıkarılmasının ve bunun sonucu olarak mal kaçırma amacıyla hareket edip etmediğinin belirlenmesi sözü edilen diğer dosyalardaki delillerin de irdelenmesini gerektirdiği kuşkusuzdur.
Bu durumda anılan tüm dava dosyalarının birbirleriyle irtibatlı ve gereğinde birinde verilecek kararın diğer davalarda belirleyici rol oynayabileceği gözetilerek HUMK’nun 45. maddesi uyarınca davaların birleştirilmesi ve birlikte karara bağlanması daha adil ve uygun olacaktır.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan nedenlerle eldeki davanın Dörtyol Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/138 Esas ve 2008/90 Esas sayılı dava dosyaları ile birleştirilerek bir karar verilmesi gerekirken bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Tarafların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedene hasren HUMK’nu 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.