YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1666
KARAR NO : 2010/3015
KARAR TARİHİ : 17.03.2010
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ, ELATMANIN ÖNLENMESİ, YIKIM
Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacı-Birleştirilen davanın davacısı Hazine, 1396 sayılı parselin kıyıda kaldığını ileri sürerek, tapusunun iptali, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, her iki davanın da 5841 Sayılı Yasa ile değişik 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesi uyarınca hak düşürücü süreden reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı … tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava ve birleştirilerek görülen dava, çekişme konusu 1369 sayılı parselin belirlenen kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin özel mülkiyete konu edilemeyeceği iddiasına dayalı tapu iptali isteğine ilişkindir.
Mahkemece, her iki davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Yasası’nın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” cümlesi ve aynı Yasa’nın 3. maddesi ile de 3402 Sayılı Yasa’ya “Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindeki geçici 10. madde eklenmiştir.
Öte yandan, 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesinde öngörülen süre hak düşürücü süre olup kamu düzeni ile ilgilidir ve mahkemece davanın her aşamasında res’en gözetilmesi gerekli olumsuz dava şartlarındandır.
Somut olayda, kadastro tespitinin kesinleştiği 14.10.1969 tarihinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık süre geçtiğinden, davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik yotur. Davacı Hazinenin öteki temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.
Ancak hemen belirtilmelidir ki, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Bir taraf dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihada göre davasında haklı olduğu halde dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da İnançları Birleştirme Kararı nedeniyle davayı kaybederse yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Anılan bu kural yargısal uygulamada da kararlılık kazanmıştır.(Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21/12/1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12/09/1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24/02/1976, 6296/1297). Bunun yanında, avukatlık ücreti de yargılama giderlerinden sayılır(04.09.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı). Davacı …, temyiz dilekçesinde sair nedenlerden söz etmek suretiyle bu hususa da değinmiştir.
Hal böyle olunca, mahkemece yapılan keşif sonucu çekişmeli taşınmazın bir kısmının kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığının, böylece dava tarihinde davacı hazinenin davasında kısmen haklı bulunduğunun anlaşılması, ne var ki yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa gereğince davanın reddedilmiş olması karşısında, tarafların haklılık durumları itibariyle yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulmaları gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir.
Davacı Hazinenin, bu yöne değinen temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 17.3.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.