YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1896
KARAR NO : 2010/3464
KARAR TARİHİ : 25.03.2010
MAHKEMESİ : DALAMAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/07/2009
NUMARASI : 2007/32-2009/220
Taraflar arasında görülen davada;Davacı, kayden maliki olduğu 25 parça taşınmazın oğlu davalı T. İ.tarafından vekalet görevi kötüye kullanılarak diğer davalılara satış suretiyle temlik edildiğini, davalıların kendi aralarında muvazaalı devirler yaptıklarını, satışların gerçek olmayıp davalıların el ve iş birliği içinde hareket eden kişiler bulunduğunu ileri sürüp tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, dava konusu taşınmazların satışlarının gerçek olduğunu, iddiaların doğru bulunmadığını belirtip davanın reddini savunmuşlardır. Davalı Z., yargılamaya katılmadığı gibi davaya cevap da vermemiştir.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazların davalılara temlikinin vekalet görevi kötüye kullanılarak gerçekleştiği iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, dahili davacılar ile davalılar C.ve C.tarafından süresinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla, tetkik hakimi .raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Duruşma isteği dava değeri yönünden reddedildi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, ehliyetsizlik ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; kısıtlı E.Ö.’in çekişme konusu 25 parça taşınmazı 01.04.2004 tarihli akitle vekili T. İ.aracılığıyla ve satış suretiyle dava dışı E. K.e, onun da diğer davalılara satış suretiyle farklı tarihlerde temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacı, kısıtlı E.Ö. kayyım aracılığıyla eldeki davayı açmış ve 1982 yılında oğlu davalı Turgut’a verdiği vekaletname kullanılarak felçli ve akıl yetmezliği içinde olduğu 2004 yılında 25 parça taşınmazının diğer davalılara muvazaalı olarak temlik edildiği, davalıların el ve iş birliği içinde hareket eden kişiler olduğunu ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuş, yargılama sırasında ölümü üzerine tüm mirasçıları dava da yer almış ve davaya devam ettiklerini bildirmişlerdir.
Hemen belirtilmelidir ki, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.04.1990 gün ve 1990/1-152-236 sayılı kararında vurgulandığı üzere, davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur. Bu halde, mahkemece önem sırası dikkate alınmak suretiyle her bir hukuki sebep yönünden araştırma yapılması zorunludur.
Ehliyetsizlik iddiası kamu düzeni ile ilgilidir. Bu bakımdan mahkemece re’sen dikkate alınması ve incelenmesi gerekir.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “ yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K.’nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mutaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olayda; mahkemece hükme yeterli araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Öte yandan; davacının sağlığında dava konusu yerler bakımından açtığı tapu iptali ve tescile yönelik davalar olduğu, yine davacı E.mirasçıları arasında muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı derdest davalar olduğu bildirildiği halde mahkemece anılan dosyalar getirtilerek bir inceleme ve değerlendirme yapılmış da değildir.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilke ve olgular dikkate alınarak ehliyetsizlik iddiasının kamu düzeni ile ilgili olduğu da gözetilerek önemine binaen öncelikle incelenmesi, tarafların bu yönde bildirecekleri tüm delillerin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, vekalet ve çekişme konusu taşınmazların temliki tarihlerinde kısıtlı .Ö.’in ehliyetli olduğunun saptanması halinde, diğer hukuki sebep yönünden gerekli araştırmanın yapılması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.
Davacının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.3.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.