Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2010/4046 E. 2010/5279 K. 05.05.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4046
KARAR NO : 2010/5279
KARAR TARİHİ : 05.05.2010

MAHKEMESİ : ULA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/06/2008
NUMARASI : 2005/132-2008/136
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları S.D.’nun 115 ve 364 parsel sayılı taşınmazlarını mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak 2. Eşi olan A. D.’ya temlik ettiğini, A.’nin ölümü ile A.’nin ilk eşinden olma çocukları olan davaılılar F. ve F.a taşınmazların intikal ettiğini, adı geçen davalıların intikal ettikten sonra 115 parsel sayılı taşınmazı diğer davalı F.’ye muvazaalı olarak devrettiklerini ileri sürerek tapu iptali ve miras bırakan S. adına tescilini istemişler; yargılamanın devamı sırasında davaya konu 115 parsel sayılı taşınmazla ilgili isteklerini tapu iptal-tecsil olmazsa tazminata dönüştürmüşlerdir.
Davalılar, iddiaların doğru olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava konusu 364 parsel sayılı taşınmaza ilişkin davanın davacıların miras payı oranında tapu iptal ve tescil isteği yönünden kabulüne,115 parsel sayılı taşınmaz yönünden tazminat talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Karar, bir kısım davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi .’ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali, tescil olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davalılar F. ve F. yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; miras bırakan 1908 doğumlu S. D.’nun çocuksuz olarak 21.2.1984 tarihinde, eşi A.nin ise 30.8.1996 tarihinde öldüğü, mirasçıları olarak teyzesi H.’nin torunları olan davacılar ile eşi A.’nin çocukları olan davalılar F.ve F.’ın kaldığı; miras bırakan S.’ın çekişmeli 115 ve 364 parsel sayılı taşınmazlarını 28.3.1974 tarihinde eşi A.ye satış suretiyle temlik ettiği, taşınmazların, A.nin ölümüyle mirasçıları olan davalı kızları F.ve F.’a intikal ettiği ve adlarına tescil edildikten sonra adı geçen davalıların, çekişmeli taşınmazlardan 115 parsel sayılı taşınmazı 21.03.2002 tarihinde diğer davalı F.’ye satış suretiyle devrettikleri, davacıların, yargılama sırasında çekişmeli 115 parsel sayılı taşınmazla ilgili taleplerini tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde tazminat olarak değiştirdikler anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; miras bırakan S.’ın bakıma ihtiyacının olduğu, ömrünün son 4-5 yılını yatalak hasta olarak geçirdiği, başka yerde ikamet eden mirasçıları olan davacılar ile bir irtibatının bulunmadığı, bakım ihtiyacı içerisinde olması,kendisine bakacak başka kimsesinin bulunmaması nedeniyle çekişme konusu taşınmazlarını eşi A.ye satış suretiyle temlik ettiği, çocuğu bulunmayan miras bırakana eşi A.ve A.nin çocukları olan davalılar F. ve F.’ın baktıkları tanıklarca ifade edilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur.Semenin bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet yada bir emek te olabileceği kabul edilmelidir.Esasen yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 1.4.1974 gün 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında, miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğin kabulü gerekir.Özetle murisin iradesi önem taşır.Yukarıda değinilen olgular açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde temlikin bedelsiz yapıldığından sözedilemeyeceği gibi murisin gerçek irade ve amacının mirasçılarından mal kaçırmak olmadığı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davalılar F. ve F.’ın temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 5.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.