Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2010/7244 E. 2010/8995 K. 20.09.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7244
KARAR NO : 2010/8995
KARAR TARİHİ : 20.09.2010

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TERKİN

Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 2759 parsel sayılı taşınmazın tahminen 887 m² lik kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını, kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olup, tescile tabi olmayan alanlar olduğunu ileri sürerek, taşınmazın kıyı kenar çizgisi kapsamında kalan bölümünün tapu kaydının iptali ile terkinine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 3402 Sayılı Yasa’nın 5841 Sayılı Yasa ile değişik 12/son maddesi uyarınca hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi …’in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.

-KARAR-

Dava, 3621 Sayılı Yasadan kaynaklanan iptal, sicil kaydının kütükten terkini isteğine ilişkindir.
Mahkemece, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 2759 parselin geldisi olan 45 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin tapu kaydına istinaden 10.6.1973 tarihinde yapıldığı, itiraz edilmeksizin 18.12.1973 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 9.6.2005 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Yasası’nın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” cümlesi ve aynı Yasa’nın 3. maddesi ile de 3402 Sayılı Yasa’ya “Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindeki geçici 10. madde eklenmiştir.
Hak düşürücü süre kamu düzeni ile ilgili olup, mahkemece davanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gerekli olumsuz dava şartlarındandır.
Ancak hemen belirtilmelidir ki, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Bir taraf, dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olduğu halde dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da İnançları Birleştirme Kararı nedeniyle davayı kaybederse, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz.
Anılan bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır.(Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21/12/1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12/09/1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24/02/1976, 6296/1297) Bunun yanında, avukatlık ücreti de yargılama giderlerinden sayılır. (29.5.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı) Davacı Hazine, temyiz dilekçesinde sair nedenlerden söz etmek suretiyle bu hususa da değinmiştir.
Hazinenin davasında haklı olup olmadığını belirlemek amacıyla dava konusu taşınmazın 3621 Sayılı Yasa uyarınca kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalıp kalmadığının saptanmasında zorunluluk vardır. Oysa, 21.12.2006 tarihinde yapılan keşif sonucu düzenlenen rapordan da anlaşılacağı üzere yalnızca daha önce idarece tespit edilen kıyı kenar çizgisinin esas alındığı; usulüne ve yasal düzenlemelere 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına uygun biçimde kıyı kenar çizgisinin belirlenmediği anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalar karşısında, taşınmazın belirlenecek kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalması halinde davacı Hazine’nin dava tarihinde davasında haklı olacağı dikkate alındığında ve yargılama sırasında yürürlüğe giren yasa nedeniyle haksız duruma düştüğü gözetildiğinde davalının tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulması gerekeceğinde kuşku yoktur.
Öyle ise, kadastro tespiti sırasında çekişmeli taşınmazın tutanağında belirtilen tapu kaydının ilk tesisinden itibaren getirtilerek, bir tescil ilamına dayalı olup-olmadığının saptanması, tescil ilamına dayanıyor ise anılan tescil ilamında Hazine taraf ise, ilamın Hazineyi bağlayacağının gözetilmesi ve tescil ilamının dayanağı haritanın uygulanması, uygulama neticesinde harita kapsamı içinde kalıyor ise, davacı Hazinenin dava tarihinde davasında haklı olmayacağı ve yargılama giderlerinden sorumlu tutulacağı, yok eğer bir tescil ilamı bulunmuyor ve taşınmazın tamamı veya bir kısmı tanımı 3621 Sayılı Yasanın 4.maddesinde yapılan kıyıda kalıyor ise, davacı Hazinenin davasında haklı olduğu ve yargılama giderleriyle avukatlık ücretinden sorumlu tutulmayacağı, aksine diğer tarafın sorumlu olacağı gözetilerek, tarafların haklılık durumları da dikkate alınmak suretiyle karar verilmesi gerekirken, değinilen hususlar gözardı edilerek, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacının, bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedene hasren HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 20.9.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.