YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/14276
KARAR NO : 2012/2053
KARAR TARİHİ : 29.02.2012
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : ELATMANIN ÖNLENMESİ-ECRİMİSİL
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, kayden paydaş oldukları 479 ada 9 parsel sayılı taşınmaza davalının hurda eşyalar koymak suretiyle müdahale ettiğini ileri sürüp, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerinde bulunmuşlardır.
Davalı, çekişme konusu taşınmazı dava dışı paydaşlar …’den 1.1.2010 başlangıç tarihli akitle ve diğer paydaş …’nin de muvafakatı alınmak suretiyle kiraladığını ve kira sözleşmesi gereğince adı geçen paydaşlara ait kısmı ektiğini, davacıların taşınmazda paylarından çok daha fazlasını kullandıklarını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazda paydaşlar arasında fiili kullanım biçimi oluştuğu, davacıların hisselerinden fazla yer kullandıkları, pay çoğunluğuna sahip dava dışı paydaşların kendi hisselerine düşen kısmı kiraya verebilecekleri gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 479 ada 9 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet hükümlerine tabi olduğu ve davacıların dava dışı … … ve … ile birlikte kayden paydaş bulundukları, davalının kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Davacılar, davalının çekişmeli taşınmaza hurda eşyalar koymak suretiyle elattığını ileri sürerek eldeki davayı açmışlar; davalı ise, dava konusu taşınmazda paydaşlar arasında fiili kullanma biçimi oluştuğunu ve dava dışı paydaşlardan ve onların tasarrufları altındaki kısmı kiraladığını savunmuştur.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ” akde …” kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; gerçekten paydaşlar arasında fiili kullanma biçimi var ise, dava konusu yerin dava dışı paydaşlar … ile …’nin dinlenilerek fiili kullanım durumunun ve kira akdinin geçerliliğinin açıklığa kavuşturulması gerektiği açıktır. Davalının dayandığı kira akdinin geçerli olduğu anlaşılsa bile, eğer taşınmazda paydaşlar arasında fiili bir kullanım biçimi oluşmamış ise, paydaş çoğunluğu taşımadığından bu kira akdine değer verilemeyeceği de kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler uyarınca araştırma ve inceleme yapılması, dava dışı paydaşlar da dinlenilmek suretiyle paydaşlar arasında fiili kullanım biçiminin oluşup oluşmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması, fiili kullanma biçimi oluşmuş ise çekişmeli bölümün hangi paydaşın tasarrufuna bırakıldığının saptanması ve davalının dayandığı kira akdinin geçerli olup olmadığının belirlenmesi, varılacak sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekirken, noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.