Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2011/4053 E. 2011/5203 K. 02.05.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4053
KARAR NO : 2011/5203
KARAR TARİHİ : 02.05.2011

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları …’nın 1753 parsel sayılı taşınmazını mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak ölünceye kadar bakım sözleşmesiyle davalı kızına temlik ettiğini ileri sürerek, miras payları oranında iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.

-KARAR-

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların müşterek miras bırakanı …’nın, 32 numaralı bağımsız bölüm ile 1753 parsel sayılı taşınmazını 31.03.2006 tarihinde ayrı ayrı akitlerle davalıya ölünceye kadar bakım koşuluyla temlik ettiği, 32 numaralı bağımsız bölümle ilgili olarak davacıların, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açmış oldukları davanın, temlikin gerçek bakım karşılığı olduğu gerekçesiyle reddine karar verildiği ve bu kararın derecattan geçerek kesinleştiği, 1753 parsel sayılı taşınmazın da aynı nedene dayalı olarak eldeki davaya konu edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır (B.K.m.5ll). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer (B.K.m.5l4). Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır (B.K.m.l8). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun l.4.l974 gün ve l/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince; 32 numaralı bağımsız bölüm ile ilgili olarak yapılan bakım akdine dayalı temlikin muvazaalı olmadığı, gerçek bakım karşılığı olduğu ve derecaattan geçerek kesinleştiği sabittir. Bir kimsenin bir taşınmazını veya taşınmazdaki payını temlik ederek bakımının sağlanması olanaklı iken iki taşınmazın devri karşılığı bakım sözleşmesi yapılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
O halde bakım karşılığı olduğu saptanan ve hukuki durumu kesinleşen 32 numaralı bağımsız bölümün gerçek değeri ile eldeki davaya konu edilen taşınmazın gerçek değerinin, keza miras bırakan üzerinde başkaca malvarlığı varsa bunların dahi ederleri saptanarak tereke içerisindeki hangi oranı taşıdığı, makul ve hoşgörü sınırları içerisinde olup olmadığının duraksamaya yer bırakmayacak ölçüde saptanması miras bırakanın gerçek iradesinin ortaya konması bakımdan zorunluluk taşımaktadır.
Öyleyse,gerek bu gerekse yukarıda değinilen olgular değerlendirildiğinde mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olduğu söylenemez
Hal böyle olunca yukarıda değinilen ilkeler de gözetilerek hükme elverişli olacak şekilde tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda gerekli araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik tahkikatla yetinilerek karar verilmesi doğru değildir.
Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle HUMK 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,02.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.