Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2011/8203 E. 2011/11137 K. 31.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8203
KARAR NO : 2011/11137
KARAR TARİHİ : 31.10.2011

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL, TESPİT VE TAZMİNAT

Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalıya aralarındaki birtakım ticari ilişkiler nedeniyle borçlandığını, asıl borçlusu dava dışı … A.Ş.’ye ait olan bir takım çekleri davalıya ciro ettiğini, ancak çeklerin vadesinde ödenmemesi üzerine ciranta olması nedeniyle davalı tarafından icra takibi başlatılarak kendisine ati …İnşaat Organizasyon A. Ş’ nin pek çok malının haczedildiğini, şirketin yönetim kurulu başkanı olması sebebiyle davalı tarafla yaptıkları 01.02.1989 ve 08.06.1989 tarihli protokollerle davalıya olan borçlarının ödenmesinin belli usullere bağlandığını ve borçlara teminat amacıyla kayden malik olduğu 139 ada, 4 parseli , 820 ada, 146 parseldeki 2-3-4-5 nolu, 147 parseldeki 3-6-11 nolu, 148 parseldeki 3-6-11 nolu, , 1783 ada, 21 parseldeki 3/11/12/14/15 ve 16 nolu, 1832 ada, 26 parselde 1-2 nolu bağımsız bölümlerin bir kısmını satış yoluyla, bir kısmını ise satış vaadi sözleşmesi ile davalıya devrettiğini, davalının bu protokoller gereğince ciro edilen çekleri asıl borçlu Altınyamaç A,Ş.’den tahsil etmesi gerekirken bundan imtina ederek taşınmazları elinde tuttuğunu ve bir kısmını üçüncü kişilere devrettiğini, alacaklı şirketin tasfiye edilmiş olması nedeniyle ticaret sicilinden kaydının silindiğini, teminat olarak devredilen taşınmazların “teminat ifa görevinin sona erdiğini” ileri sürerek, daha önce açtığı davalarda savunma yoluyla getirilen 09/09/1991 tarihli protokolün hukuken geçerli olmadığının tespiti, teminat olarak devredilen taşınmazların iade edilmemesinden ve üçüncü kişilere devredilmesinden kaynaklı zararının, bilirkişi aracılığıyla saptanarak tazmini isteğinde bulunmuş, aşamalar da isteğinin tapu iptal ve tescile yönelik olduğunu bildirmiştir.
Davalı, davacı tarafından aynı hukuksal nedene dayalı olarak açılan davaların redle sonuçlanarak kesinleştiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi …’ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.

-KARAR-

Dava; inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil, tazminat ve protokolün hukuken geçersizliğinin tespiti isteğine ilişkin olup mahkemece kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; maddi anlamda kesin hüküm, yargısal (kazai) kararlara tanınan yasal gerçeklik (hakikat) vasfıdır. Bu vasıf yargısal (kazai) kararların gerçeğe uygun olarak verildiğinin kabul edilmesini zorunlu kılar. Kesin hüküm kuralı, haklı ve adil kararların korunması yanında, kişiler arasındaki çekişmelerin sonsuza dek davam etmesini önlemek, toplumun istikrar ve düzenini sağlamak, hukukun ve yargının güvenirliğini korumak amacıyla da kabul edilmiştir. Bütün yasal yollar kapandıktan ve verilen hüküm kesinleştikten sonra aynı davanın tekrar yargı önüne getirilmesi, toplumda sonu gelmeyen çekişmelere, huzursuzluklara, istikrarsızlıklara, kazanılmış hakların her zaman ortadan kaldırılabileceği endişesine neden olur. Çelişkili kararların çıkmasına sebebiyet verir. Bu itibarla, tarafları, mevzuu ve sebebi aynı olan Devletin iştiraki, hâkimin tarafsız araştırması ve iradesi ile kurulan, tüm yasal yollardan geçmek suretiyle; diğer bir anlatımla şekli yönüyle de kesinleşen önceki hükmün korunmasında kamunun büyük yararı bulunmaktadır.
Hukukumuzda kamu düzeninden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237.maddesinde ( 6100 sayılı HMK’nun 303. maddesi ) düzenlenen kesin hüküm tarafların anlaşmaları ile ortadan kaldırılamadığı gibi, mahkemece kendiliğinden (resen) gözönünde tutulur. Düzenlediği hak ve çıkar ilişkileri yönünden yasal gerçeklik (hakikat) sayıldığından taraflarını bağlar.
Somut olaya gelince; kesin hüküm olarak kabul edilen kararlarda davacının davalı tarafa borcu olduğu tespit edilmiş ve Borçlar Kanunu’nun 81. maddesi hükmü uyarınca “edimini ifa etmeyen kişinin karşı tarafı edimi ifaya zorlayamayacağı” hükmü gereğince davacıya borcun ödenmesi yönünde gerekli olanaklar tanınmış buna karşın borcun yatırılmaması sebebiyle davaların reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; 4721 sayılı … Medeni Kanunu’nun 873 maddesine ( 743 sayılı Medeni Kanunu’nun 788. maddesi) göre; “….Borcun ödenmemesi halinde rehinli taşınmazın mülkiyetinin alacaklıya geçeceğine ilişkin sözleşme hükmü geçersizdir. O halde davacının önceki kararlarda borcu ödememiş olması taşınmazların mülkiyetinin karşı tarafa aidiyetini gerektirmez. Taşınmaz davalı (inanılan) taraf üzerinde kaldığı sürece borcun varsa sair koşullar bunlarla birlikte ödenmesi halinde taşınmazın mülkiyetinin nakledilmesi olanaklı hale gelir. Böylesi bir durumda ise yukarıda belirtilen ilkeler ve yasal düzenleme gözetildiğinde kesin hükümden bahsedilmesi olanaksızdır.
Hal böyle olunca; iddia ve savunma doğrultusunda tarafların ileri sürdükleri delillerin toplanması, gerekli değerlendirmenin yapılması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacının, bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü 6100 sayılı HMK’nun geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 31.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.