YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4420
KARAR NO : 2012/10975
KARAR TARİHİ : 09.10.2012
MAHKEMESİ : GEBZE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 30/11/2010
NUMARASI : 2003/927-2010/702
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 09.10.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat T. A. ile diğer temyiz eden davalı H. T. vekili Avukat Y. B., davalı S. K. vekili Avukat N. .İ., davalılar H.K. vd. vekili Avukat İ. A. geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden davalı G. A.vekili Avukat ve temyiz edilen davalı M.S. E.vekili Avukat gelmediler yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, sahtecilik nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
Getirtilen kayıt ve belgelerden, çekişme konusu taşınmazların vekil sıfatıyla M. S. E. tarafından sahteliği Adli Tıp Kurumu raporuyla saptanan vekaletname kullanılmak suretiyle 12 parçasının 18.11.2003 tarihinde davalı G.A.’a, 17 parçasının 05.12.2003 tarihinde davalı H. T.’e, 1 parçasının ise 05.12.2003 tarihinde davalı S.K.’e satışlar suretiyle devredildiği; G. A.’ın da kendisine devredilen taşınmazlardan 1 parsel parsel sayılı olanı 01.12.2003 tarihinde davalı A. Ö.’e, 4 parsel sayılı olanı 05.12.2003 tarihinde davalı H. K.’ya ve 6 parsel sayılı olanı da 08.12.2003 tarihinde yarı yarıya davalılar A.Y. ve H. Y.’ya sattığı görülmektedir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, M.S. E.dışındaki davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Gerçekten de, sahte vekaletname ile yapılan işlemlerin tarafı olan ilk el konumundaki davalılar G.A., H. T. ve S.K.’ün edinimlerinin korunamıyacağı tartışmasız olup, anılan davalılar bakımından davanın kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, temyiz itirazlarının reddiyle, haklarındaki hükmün ONANMASINA.
Davalılar A.Ö., H.K., A. Y. ve H.Y.’nın temyizlerine gelince; adı geçen davalıların ikinci el konumunda oldukları ve koşulların gerçekleşmesi halinde TMK.’nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanabilecekleri kuşkusuzdur.
Ancak; mahkemece bu yönde, hüküm kurmaya elverecek bir araştırma yapılmış değildir.
Bilindiği üzere, hukukumuzda diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlama düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988. ve 989. maddelerinin ve tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan, bir Devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise, bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke M.K.nun 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1.fıkrasında “Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki, tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden, iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten, bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyi niyetli gözükeni değil gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle, “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 08.11.1991 tarih 1990/4 esas 1991/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hal böyle olunca, ikinci el konumundaki davalılar A.Ö., H. K., A.Y. ve H.Y. bakımından toplanmış ve toplanacak tüm delillerin yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yetinilip yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir.
Anılan davalıların temyiz tirazları açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz edenler vekilleri için 900.00.’er-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 09.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.