YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/789
KARAR NO : 2012/3344
KARAR TARİHİ : 26.03.2012
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : ELATMANIN ÖNLENMESİ
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, dava konusu taşınmazı haricen davalıya sattığını, resmi devir işlemlerini davalının yapmak istemediğini ileri sürerek, harici satış bedelini geri ödemek suretiyle dava konusu taşınmaza elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazın tapu kaydının kendisine devri veya bilirkişi raporunda belirlenen bedelin ödenmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, tapulu taşınmazda yapılan harici satışın geçersiz olduğu ve davalının sadece satış bedeli üzerinden hapis hakkına sahip olduğu gerekçesiyle satış senedindeki bedel davalıya ödeninceye kadar davalı tarafa hapis hakkı tanınmak suretiyle elatmanın önlenmesine karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle 1940 tarih 2/77 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince davacıya ödenen satış bedeli aynen iade edilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken satış bedelinin 3.000.-TL. olarak davalıya ödenmiş olması doğru değil ise de, temyize gelenin sıfatı gözetilerek anılan husus bozma nedeni yapılmadığına göre; davalının temyiz itirazı yerinde değildir. Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 159,80 TL. bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 26.3.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)
-KARŞI OY-
Dava, çapa dayanan elatmanın önlenmesi davasıdır.
Mahkemece; harici satış senedinde yazılı bedel ödeninceye kadar davalıya hapis hakkı tanınmak suretiyle elatmanın önlenmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Alıkoyma (hapis) hakkı tanınırken iadesi gereken bedel konusunda sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyoruz, hükmün bu nedenle bozulması gerektiğini düşünüyoruz. Şöyle ki;
YİBBGK 10.07.1940 tarih, 2/77 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve Borçlar Kanunun 81. Maddesi uyarınca kural olarak resmi biçimde yapılmayan geçersiz sözleşmeye dayanarak tarafların aldıklarını karşılıklı olarak iade etmeleri gerekir.
Bilindiği üzere; TMK 993 ve 994 madde hükümleri geri vermekle yükümlü iyiniyetli zilyedin hak ve borçlarını düzenlemiştir. Geçersiz sözleşme nedeniyle taşınmazı geri vermekle yükümlü olan iyiniyetli zilyedin, taşınmazı geri vermekten kaçınma ya da alıkoyma hakkı TMK 994/1 maddesi ile tanınmış bir haktır. İyiniyetli zilyet, elatmanın önlenmesi ( geri verme) davası sırasında def’i (savunma) yoluyla zorunlu ve yararlı giderler ile harici satış bedelinin ödenmesini ileri sürebileceği gibi, taşınmazın geri verilmesinden sonra; taşınmazı geri verirken açıkça veya örtülü olarak vazgeçmemiş (ferağat etmemiş) olduğu hallerde,faydalı ve zorunlu giderler ile satış bedelini sonradan ve ayrı bir dava ile istemesine engel yoktur. ( Y.4.H.D 03.06.1958 tarih, 3265/3847 sayılı kararı, Prof. Dr.Jale G. Akipek, Prof. Dr. Turgut Akıntürk, Eşya Hukuku 214,215 sayfa)
Öte yandan, YHGK’nun 07.02.2001 tarih, 13/1729-32 sayılı kararında ifade edildiği şekilde; geçersiz harici satış sözleşmesi nedeniyle yanlar verdiklerini sebepsiz zenginleşme veya mülkiyet (İstihkak MK 618. Md (TMK 683.md)) davasıyla geri isteyebilirler. TMK 994. maddesi sebepsiz zenginleşmeyi önleyen özel bir düzenleme olup, her iki davada da TMK 994-995 maddelerinin uygulanması gerekir
Dairemizin yıllardır kararlılık kazanan uygulamasına göre; 10.04.1940 tarih, 2/77 sayılı İBK uyarınca; taşınmazı haricen satan, satıştan kaynaklanan aldığı parayı iade etmedikçe verdiğini geri isteyemeyeceği, harici satış senedinde gösterilen satış bedeli ile varsa zorunlu ve yararlı giderler üzerinden hapis hakkı tanınarak elatmanın önlenmesine karar verileceği kural olarak kabul edilmektedir .
Ancak, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle TMK 2/2 maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağı sonrada haksız iktisab ilke ve esasları dikkate alınmalıdır.
TMK 2/2. maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralı, hakime özel ve istisnai hallerde ( adalete uygun ) hüküm verme olanağı sağlamaktadır. Yargı organları, çıkarlar dengesini ve adalet duygularını gözeterek toplumun gereksinimelerini karşılamakla yükümlüdür. (Y.HGK 07.02.2001 tarih, 13/1729-32 sayılı ) .
Haksız iktisabın temeli hakkaniyet esasına dayanmaktadır, sebepsiz zenginleşmenin asıl unsurunu da “denkleştirici adalet” kuralı oluştur. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Geçersiz sözleşme gereğince, akdin düzenlendiği tarih itibariyle, verilen paranın aynen iadesine karar verilmesi, enflasyonist yaşam hayatında, büyük adaletsizlikler yaratır, başka bir degişle bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu da bir gerçektir.
Y.İBBGK 10.07.1940 tarih, 2/77 sayılı kararın varlığı ileri sürülerek, geri alım tarihinde alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi adalet ve hakkaniyet kurallarıyla bağdaşmaz . Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince ye bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek uygulamada ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Belirtilen ilkeler ve esaslar uyarınca; hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı ve hakkaniyet gözetilerek, sözleşme tarihinde satış bedeli olarak verilen paranın, taşınmazın iadesinin talep edildiği dava tarihi itibariyle enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak sureti ile ulaşacağı alım gücü, paranın reel değeri tespit edililerek bu bedel alıkoymada hükme esas alınmalıdır.
Eldeki dava da; davalı savunmasında,bilirkişi raporunda belirlenen bedelin ödetilmesini istemiş olmakla, ‘çoğun içinde az da vardır’ kuralı gereğince ödediği bedelin denkleştirici adalete göre iadesini de talep ettiği kabul edilerek, sözleşme tarihinde ödenen satış bedelinin dava tarihi itibariyle ulaşacağı alım gücü belirlenerek; bu bedel üzerinden alıkoyma hakkı tanınarak elatmanın önlenmesine karar verilmesi görüşünde olduğumuzdan, harici satış sözleşmesindeki satış bedel üzerinden hapis (alıkoyma) hakkı tanınarak elatmanın önlenmesine karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.