YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9272
KARAR NO : 2012/9722
KARAR TARİHİ : 20.09.2012
MAHKEMESİ : GİRESUN 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/05/2011
NUMARASI : 2009/208-2011/157
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların ortak miras bırakanının dava konusu 162 ada 2 parsel sayılı taşınmazdaki miras payı ile 211 ada 21 parsel 2. Kat 7 bağımsız bölüm nolu konutunu ve 1172 ada 138 parsel zemin kat 27 bağımsız bölüm nolu dükkânını 23.09.2003 tarihinde ve satış suretiyle davalı oğluna temlik ettiği, 7 nolu bağımsız bölümün dava tarihinden önce ahara devredilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; davalı, dava tarihi itibariyle çekişmeli 7 nolu bağımsız bölümün kayıt maliki olmadığına göre, anılan taşınmaz bakımından pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Diğer taraftan; 2 parsel sayılı taşınmaz ile 27 nolu bağımsız bölüm yönünden temyiz itirazlarına gelince;
Davacı, miras bırakanın yapmış olduğu anılan temliki işlemin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış; davalı ise, gerçek satış akdi olduğunu, ayrıca murisin davacıya evlendiğinde bir daire aldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçek-ten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26.maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır taşınmaz mallar ve haklar araştırılmalı, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler mercilerinden getirtilmeli her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınmalı böylece yukarda değinilen anlamda bir paylaştırma kastının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Somut olayda, davalının savunması ve davalı tanıklarının ifadelerinde, miras bırakanın tüm mirasçılarına bir takım kazındırmalarda bulunduğu yönünde açıklamalar yer almasına rağmen, bu konu üzerinde yeterince durulmamış, araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır.
O halde, yukarıda değinilen ilkeler gözetilerek araştırma ve inceleme yapılması, toplanan ve toplanacak olan deliller birlikte değerlendirilerek miras bırakanın dava konusu 2 sayılı parsel ile 27 nolu bağımsız bölümü temliki sırasındaki gerçek iradesinin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Kabule göre de, davadaki istek, pay oranında iptal ve tescil olmasına, mahkemece de bu yönde karar verilmesine rağmen kabul kapsamındaki taşınmazların dava tarihi itibariyle keşfen belirlenen değerlerinden temlike konu pay ve davacının miras payı gözetilerek belirlenecek dava değeri üzerinden nispi karar harcı ve davacı lehine nispi vekalet ücreti tayin ve takdiri gerekirken, taşınmazların değerlerinin tümü üzerinden fazla harç ve avukatlık parasına hükmedilmiş olması da isabetsizdir.
Davalı vekilinin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.