Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2013/11669 E. 2014/6957 K. 02.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/11669
KARAR NO : 2014/6957
KARAR TARİHİ : 02.04.2014

MAHKEMESİ : KUŞADASI 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/11/2011
NUMARASI : 2008/93-2011/527

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, alacak davası sonunda, yerel mahkemece tapu iptal ve tescil isteğinin reddine, tazminat isteğinin kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı ve davalı vekilleri tarafından yasal süre içerisinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 2.10.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat B. Ç. ile diğer temyiz eden davalı N.. Ç.. vekili Avukat A. Y. geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz eden davalı M. C. vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi …. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, tapu iptal – tescil isteğinin reddine, tazminat isteğinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu davacıya ait 135 ada 32 parsel sayılı taşınmazdaki A Blok 2 no’lu meskenin S.2. Noterliğinden 4.1.2007 tarihinde verilen 2 yevmiye no’lu özel vekâletnameye istinaden vekil davalı M.. C.. tarafından 1.2.2007 tarihinde ve satış suretiyle diğer davalı N.. Ç..’na temlik edildiği, daha sonra aynı taşınmazın bu kez Nuray tarafından 25.12.2007 tarihinde davalı vekil Mustafa’ya yine satış yoluyla devredildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, amcasının kızı olan davalı Nuray’a duyduğu güven nedeniyle ve daire ile ilgili olarak yapılması gereken işlemler için gerekli olduğundan bahisle daha önce tanımadığı davalı Mustafa’yı yurt dışına çıkacağı gün içeriğini okumadığı vekâletname ile vekil atadığını, her iki davalının da zararlandırma kastıyla, el ve işbirliği içinde hareket ederek çekişme konusu taşınmazı mal edindiklerini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Hemen belirtilmelidir ki, vekâletnamenin hile ile alındığı iddiası aynı zamanda vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasını da içerir.
O hâlde, iddianın ileri sürülüş biçimi ve dava dilekçesinden taraflar arasındaki çekişmenin vekâlet görevinin kötüye kullanılıp kullanılmadığının saptanmasıyla çözüme kavuşturulacağı açıktır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekâlet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır.Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK’nin 504/1. maddesi ). Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; vekil ile diğer davalı Nuray’ın amca çocukları oldukları, davacının olayda kullanılan vekâletnamenin verildiği gün 4.1.2007 tarihli, 1 yevmiye sayılı işlem ile Nuray’a verdiği vekâletname ile İnteks Hizmet Üretim Tekstil San. Tic. Ldt. Şt’den adına hisse devralması için yetki verdiği, davalı Nuray’ın anılan şirketin müdürü ve ortağı olduğu, davalı Mustafa’nın da bu şirketten 5.4.2007 tarihinde pay satın aldığı, bundan önce de davalılar arasında işyeri arkadaşlığı ve ortak tanıdıklar vasıtasıyla arkadaşlık ilişkisinin bulunduğu, davacıya taşınmazın satış bedelinin ödenmediği, davacının Finansbank’daki hesabından davalı Nuray’ın hesabına 17.1.2007 tarihinde 27.734 Euro’nun havale edildiği ve bu miktar paranın daha sonra 6.2.2007 tarihinde davalı Mustafa tarafından davacının hesabına yeniden yatırıldığı, davacının Söke 2. Noterliğinde 1 ve 2 yevmiye no’lu vekâletnameleri verdikten sonra aynı gün saat 11.24′ de Adnan Menderes Havalimanından yurt dışına çıktığı görülmektedir. Bu durumda, anılan bu olgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde davalıların el ve işbirliği içinde hareket ederek davacıyı zararlandırma amacıyla temlikleri gerçekleştirdikleri açıktır. Davacı tarafından vekile açıkça yetki verilmiş olması halinde dahi zararlandırma olgusu sabit ise vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı sonucuna varılmalıdır.
Hâl böyle olunca, tapu iptal ve tescil davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Kabule göre de; tazminata karar verilmesi halinde, mahkemece belirlenen taşınmazın gerçek bedeline hükmedilmesi gerekirken, 17.1.2007 tarihinde davacının hesabından çekilip davalı Nuray’ın hesabına havale edilen ve daha sonra 6.2.2007 tarihinde davalı Mustafa tarafından davacının hesabına yeniden yatırılan 27.734 Euro düşüldükten sonra kalan miktarın hüküm altına alınmış olması da isabetsizdir.
Tüm bu açıklamalar karşısında davalıların temyiz itirazları yerinde görülmediğinden, reddine. Davacının, temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan davacı vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının diğer temyiz edenlerden alınmasına, 2.4.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.