YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/12957
KARAR NO : 2014/14678
KARAR TARİHİ : 23.09.2014
MAHKEMESİ : ALANYA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/04/2013
NUMARASI : 2011/295-2013/248
Taraflar arasında görülen tapu iptali, tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin olarak verilen karar davacı ve davalı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 23.09.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat İ. Ş. ile diğer temyiz eden davalı T.. Ş.. vekili Avukat A. Ö.geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı M.. Ş.. gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde tazminat isteğine ilişkin olup, mahkemece, zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde; kayden maliki bulunduğu 4278 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan otelini, şehir merkezinde ve satılık olduğunu öğrendiği “G.” isimli oteli alabilmek amacıyla satmaya niyetlendiğini, bu amaçla oğlu olan davalı M.. Ş..’i vekil kıldığını, ancak şehir merkezindeki otelin satışından vazgeçilmesi üzerine taşınmazını satmaktan vazgeçtiğini, oğluna güveni nedeniyle vekâletten azletmediğini, oğlunun boşanma davasının yargılaması sırasında taşınmazın koz olarak kullanıldığı yolunda çıkan söylentiler üzerine yaptığı araştırmada, taşınmazın vekil kıldığı oğlu M.. Ş.. tarafından gelini olan diğer davalı T.. Ş..’e değerinin çok altında bir bedelle tapuda satış gibi gösterilmek suretiyle temlik edildiğini öğrendiğini, taşınmazın davalıya satışı konusunda bir iradesinin olmadığını, vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını, satış bedelinin de ödenmediğini, vekil aracılığıyla yapılan temlikin muvazaalı, bedelsiz olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacının kayden maliki bulunduğu çekişmeye konu .. parsel sayılı taşınmazını, Alanya 3. Noterliğinde düzenlenen 11/10/1999 tarihlivekâletname ile vekil kıldığı oğlu M.. Ş.. aracılığıyla 22/10/1999 tarihinde gelini olan diğer davalı T.. Ş..’e satış yoluyla temlik ettiği, anılan taşınmazın vekil adına kayıtlı dava dışı .. ada,.. parsel sayılı taşınmazla tevhidi sonucunda .. ada, .. parsel sayılı taşınmazda davalıların paydaş olduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı davalar, yolsuz tescil nedeniyle açılan ayın istekli davalar olup, bu tür davalar herhangi bir süreye bağlı olmaksızın her zaman açılabilir. Borçlar Kanunu’nun 126. (6098 sayılı Türk Borçlar Yasasının 147.) maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinin vekâlet akdinden kaynaklanan ve vekil ile müvekkil arasındaki çekişmelerde (iç temsil ilişkilerinde) uygulama yeri bulacağı tartışmasızdır. Eldeki davada, ileri sürülen hukuki sebebe (dış temsil ilişkisi) dayalı isteklerde anılan yasa hükmünün uygulama yeri yoktur. Bu nitelikteki, davaların zamanaşımı ve hak düşürücü süreye tâbi olmadığı da kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekâlet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2. ( 6098 sayılı Türk Borçlar Yasasının 506/2.) maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Türk Medeni Kanunu’nun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Sözkonusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hâkim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözönünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış daima mahkûm edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; mahkemece, vekâlet görevi kötüye kullanılarak taşınmazın temlik edildiği iddiası bakımından hükme elverişli araştırma, inceleme ve bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca gidildiği görülmektedir.
Hâl böyle olunca; yukarıda açıklanan ilke ve olgular uyarınca araştırma ve inceleme yapılması, taraf delilleri toplanarak hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve noksan soruşturma ile yetinilerek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru değildir.
Davacının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan davacı vekili için 1.100.00.-TL. duruşma avukatlık parasının diğer temyiz edenden alınmasına, 23.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.