YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/17364
KARAR NO : 2014/5032
KARAR TARİHİ : 06.03.2014
ESAS NO : 2013/17364
KARAR NO : 2014/5032
MAHKEMESİ : ELMADAĞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/04/2013
NUMARASI : 2010/8-2013/148
Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi, yıkım davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ….’in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, imar parseline elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın imar uygulaması ile oluştuğu ve yapının imar uygulamasından önce yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu 495 ada 6 parsel sayılı taşınmazın 06.07.2000 tarihinde imar uygulaması sonucu davacı D.. K.. adına tescil edildiği, harita mühendisi bilirkişi tarafından ibraz edilen bilirkişi raporlarında davalıya ait binanın imar öncesinde yine davalıya ait kadastral 7393 parsel sayılı taşınmaz sınırları içinde iken, imar uygulaması sonucu davacı parselinde kaldığının bildirildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz’ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus T.M.K.’nun 684. maddesinde açıkca vurgulanmıştır. Ne varki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş, bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece, bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır. Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı Yasanın 3290 sayılı Yasa ile değişik l0/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten, bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş, imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle, yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Somut olaya gelince; çekişme konusu binanın davalı adına kayıtlı 7393 parsel sınırları içinde iken yapılan imar uygulaması ile davacı adına tescil edilen 495 ada 6 parsel sınırları içinde kaldığı, başka bir ifade ile müdahalenin imar uygulaması ile oluştuğu açıktır. Esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir.
Hal böyle olunca; 3194 sayılı Yasanın 18.maddesi uyarınca binanın kaim bedelinin mahkeme veznesine depo ettirilmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, değinilen husus gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.