Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2013/19404 E. 2014/5011 K. 05.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/19404
KARAR NO : 2014/5011
KARAR TARİHİ : 05.03.2014

ESAS NO : 2013/19404
KARAR NO : 2014/5011
MAHKEMESİ : İSTANBUL 13. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/03/2012
NUMARASI : 2013/24-2013/118

Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı N. .B tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ..’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar, davalıların temyizi üzerine 3. Hukuk Dairesince, maktu başvuru harcı ile peşin nisbi karar ve ilam harcı alınmadan davaya devam edilerek hüküm kurulmuş olmasının doğru olmadığına değinilerek bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, ecrimisil istenen 1.1.2003-18.7.2006 tarihleri arasındaki dönemde dava konusu taşınmazın davalı Nejla’nın, 18.7.2006-31.12.2008 tarih aralığında davalı Bekir’in kullanımında olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu arsa vasfında, üzerinde 7 katlı bina bulunan 10374 ada 11 parsel sayılı taşınmazın kayden M. B..’e ait olduğu, malikin gaip olması nedeniyle Şişli 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 7.7.2006 tarih, 2004/1481 E-2006/1292 K sayılı ilamı ile kayyım tayin edildiği, davacının, taşınmazdaki 9 numaralı dairenin davalılar tarafından kullanıldığını ileri sürerek 2003-2008 yılları arasındaki dönem için ecrimisil isteği ile eldeki davayı açtığı, davalı Nejla’nın davaya cevabında zamanaşımı itirazında bulunarak 2070 ada 9 parsel sayılı taşınmazdaki 11 numaralı daireyi 13.4.1999 tarihinde satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığını, 2005 yılına kadar kullandığını, 18.7.2006 tarihinde davalı Bekir’e satış vaadi sözleşmesi ile sattığını, dava konusu edilen yeri kullanmadığını beyan ettiği, davalı Bekir’in de benzer şekilde davanın reddi yönünde savunma yaptığı, mahallinde yapılan keşifte 10374 ada 11 parsel, 9 numaralı dairenin davalı Bekir’in kullanımında olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi davanın süratle sonuçlandırabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin, hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. 6100 sayılı HMK’nun 27. maddesi (1086 sayılı HUMK’ nun 73. maddesi) hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre, mahkeme, tarafları dinlemeden, onları, iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür.
Öte yandan, tebligatın nasıl ve kimlere yapılacağı adres araştırması ve tespitinin yöntemi 7201 sayılı Tebligat Kanununda gösterilmiş, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 48 ve diğer maddelerinde de adres bilgilerinin tutulması, güncellenmesi ve kullanılması ile ilgili hükümler öngörülmüştür. Tebligat, bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usuli işlemdir. Tebliğ ile ilgili Tebligat Kanunu ve Tüzük hükümleri şeklidir. Bu nedenle, tebligata ilişkin yasal hükümlerin gözden uzak tutulmaması ve uygulanması zorunludur.
Somut olayda, mahkemece dava dilekçesinin tebliği için davalı Nejla adına tebligat davalı Bekir’in adresine çıkartılmış, evrak 11.6.2010 tarihinde Tebligat Kanununun 21. maddesine göre muhtara teslim edilmiş, cevaba cevap dilekçesi ise aynı çatı altında yaşayan annesi imzasına tebliğ edilmiştir. Davalı Nejla 11.8.2010 tarihli cevap dilekçesi ekinde sunduğu belgelerle 4.6.2009 tarihinden bu yana ikamet adresinin Kocaeli’nde bulunduğunu belgelemiştir. O halde davalıya yapılan tebligatın geçerli olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur. Bu durumda, davalının kendisine tebliğ yapıldığını bildirdiği 10.8.2010 tarihinde davadan haberdar olduğunun ve zamanaşımı itirazının süresinde olduğunun kabulü zorunludur.
Ayrıca, dosyaya sunulan satış vaadi sözleşmelerine konu olan taşınmazın 2070 ada 9 parseldeki, 11 numaralı bağımsız bölüm olduğu anlaşılmakta olup, bu taşınmaz ile dava konusu edilen 10374 ada 11 parsel, 9 numaralı daire arasındaki bağlantı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.
Hal böyle olunca, öncelikle 13.4.1999 ve 18.7.2006 tarihli satış vaadi sözleşmelerine konu edilen 2070 ada 9 parseldeki, 11 numaralı bağımsız bölüm ile dava konusu edilen taşınmazın aynı taşınmaz olup olmadığı yönünde araştırma yapılması, bu konuda taraf delillerinin toplanması, gerektiği takdirde yeniden keşif yapılarak bu konu aydınlatıldıktan sonra, davalı Nejla’nın süresinde ileri sürdüğü zamanaşımı itirazı doğrultusunda 20.5.2005 tarihinden öncesi için ecrimisile hükmedilemeyeceği gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Davalı N. B.’nin bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.