YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/19424
KARAR NO : 2014/10763
KARAR TARİHİ : 02.06.2014
MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/03/2013
NUMARASI : 2004/348-2013/155
Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar taraflarca yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi .. raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava ecrimisil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, ortak mirasbırakan Y. Ü..’nün 31/10/1993 tarihinde ölümü ile davacı, davalılar ve dava dışı eş ve çocukların mirasçı kaldığı, davacının, mirasbırakandan intikal eden yirmi adet dükkan ve bir dubleks meskenin 1993 ve 1997 yıllarından beri davalılar tarafından kullanıldığı halde kendisine herhangi bir bedel ödenmediğini ileri sürerek eldeki davayı açtığı, bilahare verdiği beyan ve ıslah dilekçeleri ile bir kısım taşınmazların ada ve parsel numaralarını bildirildiği, bir kısım taşınmazları ise davaya dahil ettiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, dava konu taşınmazlarda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz.
Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu(YHGK)’nun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 E., 2002/114 K sayılı ilamı).
Somut olayda, 36885 ada 6 parselde bulunan 6 adet, 36880 ada 4 parselde yer alan 3 adet, P.S..mahallesinde bulunan 4 adet, T.. mahallesinde bulunan 7 adet dükkan ve 3…ada 3 parseldeki bir adet mesken yönünden dava açılmışsa da, taşınmazların ada, parsel ve bağımsız bölüm numaralarının tam olarak bildirilmemesi nedeniyle dava konusu taşınmazlar tam olarak belirlenememiş, bilahare davacı tarfından verilen beyan ve ıslah dilekçeleri ile ecrimisil talep edilen taşınmaz sayısı ve ecrimisil miktarı artırılmıştır.
Bilindiği üzere ıslah, tarafların yapmış oldukları usuli işlemleri belli kurallar çerçevesinde kısmen veya tamamen düzeltmelerini sağlayan bir yöntem olup (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)’nun 176. ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu(HUMK)’nun 83. md.) tahkikat sona erinceye kadar sözlü ya da yazılı olarak yapılabilir. Hukukumuzda dava açıldıktan sonra davanın sebebinde, konusunda, delillerde ve diğer hususlarda usule ilişkin işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi mümkün olduğu gibi davanın konusunda da ıslah mümkündür. Dava konusunun ıslah yoluyla artırılabilmesi ancak davacının kısmi dava açmış bulunmasına ve haklarını saklı tutmuş olmasına bağlıdır(YHGK’nun 8.10.2003 tarihli 2003/9-510E. 2003/55K. sayılı kararı). Bununla birlikte, davacının karşı tarafın rızası olmaksızın tamamen ıslah yoluyla davayı değiştirilebileceği de kabul edilmektedir(HUMK’nun 185/2., HMK’nun 141/2. md.).
Değinilen bu düzenlemeler gözetildiğinde; dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu haline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır(HGK’nun 29.06.2011 tarihli 2011/1-364E. 2011/453K. sayılı kararı). Zira başlangıçta dava edilmeyip ıslahla davaya katılmak istenen taşınmazların, ayrı müddeabih olmakla ayrı bir davanın konusunu teşkil edeceği açıktır. Her ne kadar 1086 sayılı HUMK’nun 88. ve 6100 sayılı HMK’nun 180. maddesi gereğince davanın tamamen(kamilen) ıslahı mümkün ise de, eldeki davada böyle bir talepte bulunulmamış ve buna yönelik herhangi bir işlem de yapılmamıştır. Bu itibarla yirmi adet dükkan ve bir dubleks mesken hakkında açılmış olan eldeki davada, başta dava edilmeyen pek çok taşınmazın davaya dahil edilmesine yönelik ıslah ve beyan dilekçelerinin usulüne uygun olduğunu söyleyebilme imkanı bulunmamaktadır.
O halde, davacı tarafın, davasını açıklamaktan uzak, dava konusu edilmeyen taşınmazları davaya dahil etmeye yönelik dilekçelerine itibar edilerek bu doğrultuda araştırma ve inceleme yapılması doğru olmadığı gibi dava konusu edilen taşınmazlarla aynı veya yakın yerde bulunduğu, arsa olduğu ya da adresinin yanlış bildirilmiş olabileceği düşüncesiyle dava konusu edilmeyen taşınmazlar bakımından da hesaplama yapılmış olması da isabetli değildir.
Hal böyle olunca, usulüne uygun bir ıslah bulunmadığı gözetilerek ıslah ve beyan dilekçelerine itibar edilmeksizin, dava dilekçesinde belirtilen yirmibir parça taşınmazın hangi taşınmazlar olduğu somut olarak ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlendikten sonra tarafların iddia ve savunmaları gözetilerek gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir.
Tarafların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 02.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.