Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2013/19672 E. 2014/6895 K. 01.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/19672
KARAR NO : 2014/6895
KARAR TARİHİ : 01.04.2014

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi … raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 1923 doğumlu mirasbırakanın, kayden maliki olduğu … ada … parsel sayılı taşınmazda bulunan 2 numaralı bağımsız bölümü 06.07.2004 tarihinde intifa hakkını üzerinde tutarak davalı İfdadiye’ye satış suretiyle temlik ettiği, 24.01.2011 tarihinde öldüğü, davacı Serpil’in mirasbırakanın önceki eşi Mualla’dan olma kızı, davacı Celalettin’in mirasbırakanın önceki eşi Mualla’dan olma ölen oğlu Ahmet’in oğlu, davalı İfdadiye’nin ise mirasbırakanın ikinci eşi olduğu, taraflardan başka yasal mirasçı olarak mirasbırakanın davalı İfdadiye’den olma bir çocuğunun daha bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706, Türk Borçlar Kanunu’nun 237 (Borçlar Kanunu 213) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; miras bırakanın sağlığında davalı eşi ile birlikte dava konusu bağımsız bölümde hayatını idame ettirdiği hatta son 2- 3 yılını yatalak hasta olarak bu bağımsız bölümde geçirdiği, tüm sosyal ve ekonomik ihtiyacının kendinden 36 yaş küçük 1959 doğumlu davalı eşi tarafından karşılandığı, mirasbırakana hayatı boyunca bir eşin bakmakla ve göstermekle yükümlü olduğu şartların fevkinde ilgisini ve hizmetini esirgemediği, temlik tarihinde 81 yaşında olan mirasbırakanın dava konusu taşınmazın intifasını da üzerinde tutarak satış işlemini yaptığı, temlik işleminden sonra da aynı taşınmazda yaşamlarını sürdürdükleri anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edilmelidir. (HGK.’nun 29.4.2009 gün 2009/1-130 S.K.) Esasen, yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 1.4.1974 gün 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Başka bir ifade ile murisin iradesi önem taşır.
Yukarıda değinilen somut olgular, açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde mirasbırakanın gerçek irade ve amacının diğer mirasçılardan mal kaçırma olmadığı, akitte gösterilen bedel ile gerçek bedel arasında fahiş fark var ise de, bu hususun tek başına muvazaanın kanıtı sayılamayacağı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin taktirinde yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davalının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden dolayı (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.04.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
-KARŞI OY YAZISI-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Miras bırakanın ilk eşinden olan kızı Serpil ve ölü oğlu A.S.oğlu C. E. miras bırakan M.. B..’ün maliki olduğu .. parsel sayılı taşınmazdaki 2 bağımsız bölüm numaralı evini intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini 06.07.2004 tarihinde ikinci eşi İfdadiye’ye satış şeklinde devrettiğini, temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile miras payları oranın da tescili isteğinde bulunmuşlardır.
Davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararı, davalının temyizi üzerine; “malın bedelinin mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da bir emek de olabileceği, miras bırakanın gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırma olmadığı, bedeller arasındaki farkın tek başına muvazaanın kanıtı sayılamayacağı davanın reddine karar verilmesi gerektiği” görüşüyle oy çokluğuyla bozulmuştur.
Uyuşmazlığın sağlıklı, adil ve doğru çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün ve miras bırakanın asıl irade ve amacının açık bir şekilde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.
Somut olayda; miras bırakanın oturduğu evini intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini 06.07.2004 tarihinde satış şeklinde ikinci eşine devrettiği, taraf tanık beyanlarına göre miras bırakanın ölümünden iki üç sene önce 2008 – 2009 yıllarında hastalanarak yatalak hale geldiği, bu süreç de kızı davacı Serpil’in hastaneye götürüp getirdiği, oksijen tüplerini aldığı, ihtiyaçlarını karşılayıp maddi yardım da bulunduğu, davalı eşinin yanında bakımına destek olduğu, temlikin yapıldığı 2004 yılı itibariyle miras bırakan emekli olup maaş geliri ve sosyal güvencesinin bulunduğu, oturduğu evinin çıplak mülkiyetini davalı ikinci eşine satmasını gerektiren hiçbir haklı neden bulunmadığı gibi davalının satış bedelini ödeyebilecek sabit bir işi ve gelirinin de bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Davalı, cevap dilekçesinde ve yargılama sırasındaki beyanlarında, dava konusu taşınmazı gerçek bedelini ödeyerek satın aldığını, ödeme ile ilgili belgeleri bulunduğunu savunmuş ancak ödeme belgesi ibraz edilmemiştir.
Öte yandan, davalı, yargılamanın hiçbir aşamasında miras bırakan eşini iyi baktığı için emek ve hizmetlerine karşılık dava konusu taşınmazın devredildiğini ileri sürmemiştir. .
Bilindiği üzere, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 75. maddesi ile ayni yönde düzenleme getiren 6100 sayılı HMK’nun 25. maddesinde ‘taraflarca getirilme ilkesi ‘ kabul edilmiştir. Bu ilke gereğince kural olarak Hakim, kendiliğinden taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Bu ilkenin bir sonucu olarak, bir tarafın yargılama sırasında ileri sürmediği bir hususun temyiz incelemesinde resen göz önünde bulundurulması usul hükümlerine uygun değildir O halde; yukarıda değinilen somut olgular ve ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın davalı ikinci eşine yaptığı temlikte gerçek iradesinin bağış olduğu ve mirasçılarından mal kaçırma amacıyla bedelsiz ve muvazaalı olarak oturduğu evini devrettiği saptanmış bulunduğuna göre, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davasının kabulüne ilişkin mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, davanın reddine karar verilmesi yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.