Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2013/20971 E. 2014/10674 K. 29.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/20971
KARAR NO : 2014/10674
KARAR TARİHİ : 29.05.2014

MAHKEMESİ : SOMA SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 31/05/2013
NUMARASI : 2011/326-2013/574

Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve yıkım davası sonunda, yerel mahkemece elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinin kabulüne, açık balkonun örülerek kapatılmasına, atık su borusu ve çiçek saksıları ile ilgili istek yönünden karar verilmesine yer olmadığına, ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ..’nun raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi, yıkım ve komşuluk hukukundan kaynaklanan muarazanın giderilmesi isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, açık balkonun kapatılmasına diğer istekler bakımından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Hemen belirtilmek gerekir ki; komşu parsel maliki davalı taşınmazdaki çiçek saksılarını ve atık su borularını keşif tarihi itibariyle kaldırdığından bu istekler yönünden karar verilmesine yer olmadığına yönelik hüküm kurulmuş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerinde değildir.Reddine,
Davalının, diğer temyiz itirazlarına gelince;
Öte yandan, Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde “Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hâkim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini göz önünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Diğer taraftan salt projeye aykırılık İmar Yasası (32. md., 42. md.,) gereğince idari yaptırımı ve idari yargıyı ilgilendirmektedir.
Somut olaya gelince; davalının kendi taşınmazındaki balkonlar yönünden davacı taşınmazına fiilen elatma bulunmadığı, davalının kendi mülkiyet alanı içerisinde projeye uygun olarak davacı binasına cepheli balkon açması TMK 737. maddesinde düzenlenen hoşgörü sınırlarını aşacak nitelikte bir davranış olarak yorumlanamayacağı gibi bu durumun komşuluk hukuku açısından zarar verici nitelikte olduğunu söyleyebilme imkânı da yoktur. Bu sebeple mahkemece balkonların örülerek kapatılmasına karar verilmesi isabetsizdir.
Ayrıca; mahkemece keşif yapılmak suretiyle bilirkişilerden alınan raporun hüküm kurmaya yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Şöyle ki; fen bilirkişisi tarafından hazırlanan rapora göre davalıya ait binanın ikinci katında imalat hatası nedeniyle “A” harfi ile gösterilen bölümün izdüşümsel olarak 5-10 cm arasında davacının taşınmazına tecavüzün saptandığı, fakat duvarın hangi kısımlarının ne kadar tecavüzlü olduğunun belirlenmediği görülmektedir.
Bu durumda yıkımı gereken bölümün infaza elverişli olacak şekilde raporda gösterildiği söylemek mümkün değildir.
Hal böyle olunca, yerinde keşif yapılarak davacının kayden maliki olduğu çekişmeli taşınmaza, davalının duvar örmek suretiyle hangi kısımlara elattığının duraksamaya yol açmayacak şekilde saptanması, bu konuda fen ve inşaat bilirkişilerden rapor ve kroki alınması sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Kabule görede; kararın infaz aşamasını ilgilendiren hususta davalıya 30 günlük süre tanınmak suretiyle balkonların kapatılması için tesis edilen kararın da yerinde olduğu söylenemez.
Davalının temyiz itirazları açıklanan yön itibariyle yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.