YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/22351
KARAR NO : 2014/10487
KARAR TARİHİ : 28.05.2014
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU KAYDINDA DÜZELTİM
Taraflar arasındaki davadan dolayı Adana 4. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 13.11.2012 gün ve 2011/756 esas 2012/562 karar sayılı hükmün bozulmasına ilişkin olan 27.5.2013 gün ve 6228-8523 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davalı vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, tapu kaydının düzeltilmesi isteğine ilişkin olup, Mahkemece, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, Dairece, özetle “Davacının tapu kaydında malik adının düzeltilmesi istemine ek olarak baba adının düzeltilmesi davası şeklinde ıslah etmesinde yasaya aykırılık bulunmadığı, bu nedenle, öncelikle davacıya ıslah harcının ikmal ettirilmesi, ondan sonra toplanan delillere göre bir karar verilmesi ” gereğine değinilerek bozulmuş, bozma kararına karşı davalı vekili karar düzeltme isteğinde bulunmuştur.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; dava konusu 18 parsel sayılı taşınmazın 25.06.1979 tarihinde… adına tahsis sebebi ile tescil edildiği, nüfus kaydında ise kayıt malikinin Mehmet oğlu …, olarak göründüğü anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, 04.02.1948 tarihli 10-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere dava açıldıktan sonra sebebinde, mevzuunda delillerde ve diğer hususlarda usule ilişkin işlemlerin ıslah yolu ile düzeltilmesi mümkün olduğu gibi davanın konusunda da ıslah mümkündür. Kaldı ki, 1086 sayılı HUMK’nun 185. maddesinin 2. bendi ( 6100 sayılı HMK.nın 176.maddesi) de davacının karşı tarafın rızası olmaksızın ıslah yoluyla davasının mahiyetini tebdil edebileceğini öngörmüştür.
Ne var ki somut olayda, davacı dava dilekçesi ile mirasbırakanı …’ın isminin dava konusu 8177 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında İ.Hakkı Aktan olarak yazılı olduğunu ileri sürerek, tapu kaydındaki ismin nüfus kaydına uygun olarak düzeltilmesi talebiyle eldeki davayı açtığına göre, sonradan mirasbırakanın baba adının da düzeltilmesini talep etmiş olmasının, davasını ıslah ettiği şeklinde değerlendirilemeyeceği tartışmasızdır.
Öte yandan, mahkemece, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya elverişli ve yeterli olduğu söylenemez.
Bilindiği üzere, taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur. Bu tür davalarda kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.
Bu tür işler, taşınmazın aynına ilişkin bulunduğundan, aynı 6100 sayılı HMK’nun 12. maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
Tapuda kayıt düzeltilmesi ve tespit taleplerini, tapu maliki ile mirasçıları isteyebilir.
Bunun yanı sıra, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren … Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası gereğince ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan her hangi biri de tek başına tapuda murisin kimlik bilgileri ilgili olarak düzeltme isteyebilir. Ayrıca bu işlerin, bir başka dava nedeniyle verilen yetkiye dayanılarak açılması da mümkündür. Böyle bir yetki verildiğinde yetkiye dayanarak talep eden kişinin aktif dava ehliyeti vardır.
HMK’nin geçici birinci maddesi gereğince “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmayacağından” kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra yapılan taleplerin tapu müdürlüğüne ilgili sıfatıyla yöneltilerek yapılması gerekir.
Bu tür işlerde mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir:
1- Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen dava konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.
2- Nüfus müdürlüğünden, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak telep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.
3- Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.
4- İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.
5- Tüm bu araştırmalar sonucu hâlâ kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak; tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.
Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir.
Talebin niteliği gereğince, yargılama harcı ve vekâlet ücreti maktu olarak belirlenmelidir.
Tapu müdürlüğü ilgili sıfatıyla yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden (ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden) sorumlu tutulmamalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; kaydında düzeltme yapılması istenen taşınmazın dayanak kayıt ve belgeleriyle davacının murisinin kimlik bilgilerinin birbirini doğrulamadığı görülmektedir.
Hâl böyle olunca; davaya konu taşınmaza ilişkin tüm kayıt ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, mahallinde yeniden keşif yapılıp yerel bilirkişi ve tanıkların taşınmaz başında dinlenmesi, dava konusu taşınmazın kayıt maliki ile davacının murisinin aynı kişi olup olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanması, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, değinilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Anılan bu husus, davalı vekilinin karar düzeltme isteği üzerine yeniden yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından, karar düzeltme isteğinin HUMK’nun 440. maddesi uyarınca kabulüyle, Dairenin 27.05.2013 tarihli, 2013/6228 esas, 2013/8523 karar sayılı bozma ilamında belirtilen bozma sebeplerinin ortadan kaldırılmasına yukarıda değinilen hususlar gözetilerek bir hüküm kurulması için yerel Mahkemenin 13.11.2012 günlü, 2011/756 Esas, 2012/562 Karar sayılı kararının (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince bu gerekçelerle BOZULMASINA, 28.5.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.