Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2013/9393 E. 2014/5673 K. 17.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9393
KARAR NO : 2014/5673
KARAR TARİHİ : 17.03.2014

MAHKEMESİ : ELMADAĞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/03/2013
NUMARASI : 2010/170-2013/105

Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi,yıkım, ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi . ‘ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-

Dava, imar parseline elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Davalı, taşkınlığın imar uygulaması nedeniyle ortaya çıktığını, taşkın binaların bulunduğu bölüme yönelik temliken tescil davası açtığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, 14.518,95 TL. taşkın yapı bedelinin davacı tarafından davalıya ödendikten sonra müdahale men edilerek taşkın yapının yıkılmasına ve 1.695,95 TL. ecrimisil bedeline hükmedilmiştir.
Hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, özellikle imar uygulaması sonucu ortaya çıkan taşkın yapıların bedelinin davacı tarafından depo edilmediği sürece elatmanın önlenmesine karar verilmesinin mümkün bulunmamasına göre, davacının temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine;
2-Davalının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden; dava konusu 186 ada, 15 parsel sayılı taşınmazın kayden davacıya ait olduğu, bu taşınmazda davalının kayıttan veya mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı, komşu taşınmaz olan 204 ada, 20 parsel sayılı taşınmazın ise kayden davalıya ait olduğu, taraflara ait taşınmazların kök tapu kaydının 1205 kadastral parsel olduğu, ifraz sonucunda 7286 ile 7290 parsel sayılı taşınmazların oluştuğu, bunlardan 7286 parselde davalı S.. G.. paydaş olup, 13.01.1989 tarihinde yapılan imar uygulaması sonucunda da 186 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın oluştuğu, davalının 186 ada, 1 parselde 1756/2400 payının bulunduğu, 13.01.1989 tarihli imar uygulaması sonucunda ise davalının tam malik olduğu 204 ada, 20 parsel sayılı taşınmazın oluştuğu, davalı tarafından yapılıp halen kullanılmakta olan 20 metrekare kömürlük, 120 metrekare ardiye ile 35 metrekare ev niteliğindeki yapıların ise imar uygulamasından önce kök kayıt olan 7290 parsel sayılı taşınmaz içerisinde iken, yapılan ilk imar uygulaması ile 186 ada, 1 parsel içerisinde, 12.05.1997 tarihinde yapılan ikinci imar uygulaması sonucunda ise davacıya ait 186 ada, 15 parsel içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz’ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus TMK’nin 684. maddesinde açıkca vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı Yasanın l605 sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3l94 sayılı İmar Kanununun l8. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş, bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece ilgili parsel sahiplerince yapıların bedelleri yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
298l sayılı Yasanın 3290 sayılı Yasa ile değişik l0/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştİr.
Gerçekten, bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş, imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Somut olaya gelince; dava konusu olan yapıların imar uygulaması sonucu davacının taşınmazına taşkınlığının ortaya çıktığı sabittir. Bu durumda İmar Kanununun 18. maddesinin uygulanmasının gerekeceği kuşkusuzdur. İmar uygulaması kamusal bir tasarruf olup, bu tür durumlarda taşkın bina sahibinin kötü niyetinden de söz edilemeyeceğinden, taşkın yapı sahibi ecrimisilden sorumlu tutulamaz.
Hal böyle olunca; öncelikle davalı tarafından açılan temliken tescil davasının sonucunun beklenmesi, redle sonuçlanması halinde belirlenen taşkın bina bedeli depo ettirilmek suretiyle elatmanın önlenmesine karar verilmesi ve imar uygulaması ile ortaya çıkan taşkınlık nedeniyle davalı kötü niyetli sayılamayacağından ecrimisil isteğinin reddedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davalı’nın, temyiz itirazları yukarıda belirtilen nedenlerle yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı yasanın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.