Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/11415 E. 2014/18027 K. 20.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/11415
KARAR NO : 2014/18027
KARAR TARİHİ : 20.11.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/09/2012
NUMARASI : 2011/337-2012/472

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar taraflarca yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 04.03.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat E.. K.. ile diğer temyiz eden davalı Ş.. Ş.. geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden davalılar F.. Ç.. vd. Vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin ve asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

-KARAR-

Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil olmazsa tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı,kayden maliki olduğu 13422 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı zemin kat 3 nolu bağımsız bölümü 20.03.2003 tarihinde satın aldığını, taşınmazının satış işlemi için davalı F.. Ç..’ı 14.03.2007 tarihli vekaletname ile vekil tayin ettiğini, ancak davalı F.. Ç..’ın dava konusu taşınmazını, şirketinin avukatı olan davalı O.. H..’na 04.04.2007 tarihinde 6.000,00 TL bedelle sattığını,bu satıştan haberdar olmadığı gibi kendisine her hangi bir satış bedelinin de ödenmediğini,yurtdışındaki evliliğinden dolayı açılan boşanma davası nedeniyle bir çok sıkıntı yaşadığını,İstanbul’a dönüş yaptıktan sonra çekişme konusu bağımsız bölümün satışından dolayı F.. Ç..’la olan 20 yıllık arkadaşlığına güvenerek taşınmazının veya satış bedelini kendisine verileceğine inandığını, 2011 Şubat ayında İstanbul’a döndüğünde taşınmazı yada satış bedelini talep ettiğinde davalı O.. H..’nun davalı Ş.. Ş..’e taşınmazın 15.05.2009 tarihinde 10.000,00 TL bedelle satış suretiyle devrettiğini öğrendiğini, Ş.. Ş..’le görüştüklerinde dairenin ipotekli olduğunu ve 2 adet taksiti kaldığını, akabinde iade edeceğini bildirdiğini ve kendisini inandırdığını ancak haricen yaptığı araştırmada ipotek borcunun gerçekte daha fazla ve dairenin satılma aşamasında olduğunu öğrendiğini, bunun üzerine davalılarla iletişim kurmaya çalıştığını ancak davalılarla tüm uğraşlarına rağmen iletişim kuramadığını, 05.05.2011 tarihinde davalılara ihtarname göndererek satış bedelinin ödenmesini istediğini,vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını,davalıların el ve işbirliği içerisinde olduklarını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Davalılar Okan ve Fikret,işlemlerin davacının isteği ve bilgisi doğrultusunda yapıldığını;diğer davalı Şevket ise,davacı ile arasında akdi bir ilişkinin olmadığını,iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece,taşınmazın vekil eliyle muvazaalı olarak davalı Okan’a devredildiği, daha sonra bunu bilebilecek durumda olan ve vekil Fikret’in ortağı olan davalı Ş.. G..’e temlikin sağlandığı,son kayıt malikinin iyiniyetli sayılamayacağı gerekçeleri ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden;dava konusu 13442 parselde kat irtifakı kurulu 3 nolu bağımsız bölüm davacı adına kayıtlı iken,davacının davalı Fikret’i 14.03.2007 tarihinde taşınmazın satış yetkisini de içerir şekilde vekil tayin ettiği,vekil Fikret’in vekâletnameyi kullanarak taşınmazı diğer davalı Okan’a 04.04.2007 tarihinde 34.000TL’ye satış suretiyle temlik ettiği, Okan tarafından da 15.05.2009 tarihinde davalılardan Ş.. Ş..’e 43.000TL bedelle aktarıldığı,taşınmazın halen anılan davalı adına kayıtlı olduğu;davalı tarafça dosyaya ibraz edilen 03.05.2009 tarihli ”Beyan ve İbraname”başlıklı davacının imzasını taşıyan belgede”…taşınmazın vekil Fikret aracılığı ile davalı Okan’a devredildiği ve taşınmazı arkadaşı G.. Ş..’ satmaya karar verdiğinden dairenin adı geçene devir ve temlikinin sağlanmasının istendiği…” görülmektedir.
Ne var ki 03.05.2009 tarihli belge altındaki imzaya davacı tarafça itiraz edilmiş,mahkemece bu itiraz üzerinde durulmadığı gibi, imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda da bir inceleme yapılmamıştır.
Borçlar Kanununun temsil ve vekâlet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun(B.K.) 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1 maddesi) Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ancak, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Hâl böyle olunca;davacının belgeye imza itirazınında bulunduğu dikkate alınarak; 03.05.2009 tarihli belgenin mahkemece delil olarak değerlendirilmesi,belge altındaki imzanın davacının eli ürünü olup olmadığının açıklığa kavuşturulması,imzanın davacıya ait olduğunun saptanması halinde belge içeriğine göre temlikin iradi olduğunun gözetilmesi; davacı eli ürünü olmadığının tespiti durumunda ise vekâlet görevinin kötüye kullanılması bakımından iddia ve savunma doğrultusunda tarafların gösterecekleri delillerin yukarıdaki ilkeler uyarınca toplanması;toplanan ve toplanacak tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken anılan belge değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Tarafların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan davacı vekili için 1.100.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edenlerden alınmasına, 20.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.