YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/12134
KARAR NO : 2014/15473
KARAR TARİHİ : 13.10.2014
MAHKEMESİ : BULANCAK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 07/03/2014
NUMARASI : 2013/249-2014/159
Taraflar arasında görülen ecrimisil ve alacak davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ..raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, paydaşlar arasında ecrimisil ve alacak isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 433 ada 280 parsel, I Blok, 3 numaralı meskenin davacılar, davalı ve dava dışı kişiler adına paylı mülkiyet üzere kayıtlı olduğu, davacıların taşınmazın ortak mirasbırakanları Süleyman’ın ölümünden bu yana herhangi bir bedel ödenmeksizin davalı tarafından kullanıldığını, ayrıca 27.10.2011 tarihinde muristen intikal eden paranın bankadan çekilmesi amacıyla davalıya verilen vekaletname kullanılarak bankadan tahsil edilen paradan paylarına isabet eden bedelin kendilerine ödenmediğini ileri sürerek, ecrimisil ve 3.600,00.-TL alacağın ödenmesi isteğiyle eldeki davayı açtıkları, davalının ise, dava konusu taşınmazın muris ile birlikte oturdukları konut olduğunu, onun ölümünden bir müddet sonra taşınmazı boşalttığını, bankadan çekilen paranın da bütün mirasçıların onayı ile tedavi giderleri, borçların ödenmesi ve nizalı taşınmazın tadilatı için kullanıldığını savunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme neticesinde, tarafların ortak mirasbırakanı Süleyman’ın ölüm tarihinden (21.10.2011) 2013 yılının Mart ayına kadar davalının çekişmeli taşınmazı kullandığı, diğer paydaşların taşınmazdan yararlanamadıkları, mirasçılar adına mirasbırakanın bankadaki hesabından çekilen toplam 6.193,83-TL’den paylarına isabet eden miktarın davacılara ödenmediği belirlenmek suretiyle yazılı şekilde ecrimisil ve alacak isteğinin kabulüne karar verilmesi kural olarak doğrudur. Davalının sair temyiz itirazları yerinde olmadığından reddine.
Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince;
Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan ecrimisil istiyebilir. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. İntifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası ise, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı)
Öte yandan, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı).
Hemen belirtelim ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere uygun şekilde HMK’nın 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir.
İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.
Somut olaya gelince, bir kısım mirasçılar tarafından 11.10.2012 tarihinde keşide edilen ihtarname ile davalıdan dava konusu taşınmaz için ecrimisil ve 27.10.2011 tarihli vekaletname kullanılarak bankadan mirasçılar adına çekilen paranın ödenmesinin istenildiği, ihtarname tarihine kadar intifadan men olgusunun gerçekleştiğinin kanıtlanamadığı, bu durumda 11.10.2012 tarihli ihtarnamenin davalıya tebliğ edildiği tarihten itibaren intifadan men koşulunun gerçekleştiği ve bu tarihten itibaren ecrimisil istenebileceği gözetilmeksizin mirasbırakanın ölüm tarihinden itibaren ecrimisile hükmedilmesi doğru olmadığı gibi, yukarıda açıklanan ilkelere aykırı olarak herhangi bir emsal araştırması ve değerlendirmesi yapılmadan 2013 yılı için belirlenen ecrimisile (TEFE+ÜFE ortalaması) endeks uygulanmak suretiyle geriye doğru hesaplama yapılması da doğru değildir.
Diğer taraftan davacılar dava dilekçesinde 1.400,00-TL ecrimisil istedikleri ve yargılama sırasında taleplerini bilirkişi raporu doğrultusunda arttırmadıkları halde 6100 s. HMK’nun 26. maddesine aykırı olarak ecrimisil isteği yönünden talepten fazlaya hükmedilmesi de doğru değildir.
Öte yandan; kural olarak ecrimisil isteğini içeren davalarda talep olması halinde, bilirkişi tarafından her yıl için saptanan ecrimisil miktarına, tahakkuk tarihleri olan dönem sonlarından itibaren yasal oranda işleyecek kademeli faize hükmedilmesi gerektiğinde şüphe yoktur. Kademeli faiz talebi yoksa yalnızca faiz talep edilmiş ise dava tarihinden itibaren yasal faize hükmolunabilir. Bu açıdan, dava dilekçesinde açıkça talep edilmemiş olduğundan hüküm altına alınan ecrimisile dava tarihinden; alacağa ise temerrüt tarihi olan ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği de kuşkusuzdur.
Hâl böyle olunca, ecrimisilin yukarıda değinilen ilke ve açıklamalar doğrultusunda belirlenmesi, taleple bağlı kalınarak 11.10.2012 tarihli ihtarnamenin davalıya tebliğ edildiği tarihten taşınmazın tahliye edildiği 1.3.2013 tarihine kadar davacıların payı oranında ecrimisile (dava tarihinden itibaren yasal faizi ile) ve davacıların alacak isteğinin 11.10.2012 tarihli ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazları değinilen yönler itibariyle yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.