Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/1216 E. 2014/18645 K. 01.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/1216
KARAR NO : 2014/18645
KARAR TARİHİ : 01.12.2014

MAHKEMESİ : HATAY 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/10/2013
NUMARASI : 2011/111-2013/504

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hâkimi … raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakanları C. P. kayden maliki olduğu 161 parsel sayılı taşınmazını davalı kızı Meryem ile dava dışı oğlu Yusuf’a satış suretiyle temlik ettiğini, yapılan işlemin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, 161 parsel sayılı taşınmazdan ifrazen oluşan çekişme konusu 959 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile miras payları oranında tescile karar verilmesi isteğiyle eldeki davayı açmışlardır.
Davalı, mirasbırakanın bakımının üstlenilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla taşınmazı temlik ettiğini öte yandan mirasbırakanın maliki olduğu 1 parsel sayılı taşınmazını da satarak bedelini davacılar arasında paylaştırdığını savunmuştur.
Mahkemece, davalıya yapılan temlikin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir
Dosya içeriğinden toplanan delillerden; tarafların ortak mirasbırakanı Cemile Paklacı’nın maliki olduğu 161 parsel sayılı taşınmazının ½ payını davalıya, kalan ½ payını ise dava dışı oğlu Yusuf’a 23.07.1991 tarihli satış akdi ile temlik ettiği, mirasbırakanın 08.08.1998 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak çocukları olan davacılar, davalı ve dava dışı Yusuf’u bıraktığı anlaşılmaktadır.
Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (nitelikli-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 s. Türk Medeni Kanununun 706, 6098 s. Türk Borçlar Kanununun 237 (818 s. Borçlar Kanunun 213) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki kişisel ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan mirasbırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilemeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince; davalıya yapılan temlikin bedelsiz olduğu açıktır. Ne var ki, dinlenen tüm davalı tanıkları mirasbırakanın 1991 yılında bir başka taşınmazını sattığını ve satış bedeliyle de davacılara 3.000’er TL para ile ikişer bilezik alıp verdiğini bildirmişlerdir.
Bu durumda, mirasbırakanın temlikteki amaç ve iradesinin mirasçılardan mal kaçırmak olmayıp denkleştirme amacı ile temliki yaptığı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.