Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/12892 E. 2014/16937 K. 05.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/12892
KARAR NO : 2014/16937
KARAR TARİHİ : 05.11.2014

MAHKEMESİ : AYVACIK SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/02/2014
NUMARASI : 2013/331-2014/88

Taraflar arasında görülen tespit davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi,gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, tapu kayıt maliki ile murisin aynı kişi olduğunun tespiti isteğine ilişkindir.
Davacı, babası olan miras bırakanın 3/20 oranında paydaşı olduğu 197 ada 14 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında “Ali oğlu İ.. H..” olarak yazılı isminin nüfus kaydına uygun “İsmail oğlu A..H…” olarak tespitini istemiş;yargılama aşamasında son oturumda ise düzeltme isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, davacının murisinin doğum tarihinin 01.07.1913 olarak tespitine, 197 ada 14 parsel sayılı taşınmazın paydaşı “Ali oğlu İ.. H..”‘ün tapu kaydında “İsmail” olan adının “Ali” ve “Ali” olan baba adının “İsmail” olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 197 ada 14 parsel sayılı taşınmazın 14.04.1966 tarih ve 16 sıra nolu tapu kaydına dayalı olarak 25.12.1989 tarihinde yapılan kadastro tespitinin kesinleşmesiyle 21.01.1991 tarihinde tapuya tescil edildiği tespit dayanağı tapu kaydında “İsmail oğlu A.. H..’ün elbirliği halindeki maliklerden birisi olduğu, bilahare taşınmazdaki 3/20 payın 18.08.1997 tarihinde “Ali oğlu İ.. H..” adına hükmen tescil ile oluştuğu, davacının paydaş “Ali oğlu İ.. H..” olarak yazılı tapu kayıt maliki ile babası muris “Ali oğlu 1913 doğumlu İ.. H..”‘ ün aynı kişi olduğunun tespitine karar verilmesi istemi ile eldeki davayı açtığı; 13.02.2014 tarihli son oturumda murisin tapuda “Ali oğlu İ.. H..” olarak yazılı isminin nüfus kaydına uygun “İsmail oğlu A..H..” olarak düzeltilmesini talep ettiği,davalı vekilinin son oturum duruşmasına mazeret dilekçesi verip duruşmanın başka bir güne ertelenmesini istediği halde mazeretin reddine karar verilerek aynı duruşmada davanın sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, 6100 sayılı HMK’nin 141. maddesi hükmü uyarınca taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler.Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir.Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.
Somut olaya gelince,dava dilekçesiyle tapu kaydında düzeltim değil tapu kaydında malik gözüken kişi ile murisinin aynı kişi olduğunun tespitinin istendiği, ön inceleme aşamasından sonraki yargılama aşamasında ise tapu kaydında kimlik bilgilerinin düzeltilmesinin istendiği ancak davalı vekilinin son celseye mazeret sunarak katılmadığı (açık muvafakatının bulunmadığı) gibi dava dilekçesinin usulune uygun ıslah edilmediği anlaşılmaktadır.
Ne var ki,Mahkemece ad ve baba adının düzeltilmesi isteğinin kabulüne ve doğum tarihinin tespitine yönelik hüküm kurulduğu görülmektedir.
Yukarıda değinilen olgu ve 6100 sayılı HMK’nin 141. maddesi hükmü karşısında 13.02.2014 tarihli son oturumda ad ve baba adının düzeltilmesine ilişkin beyanın değerlendirmeye alınması düşünülemez.Bu durumda hükmün 6100 sayılı HMK’nın 26. maddesi gereğince dava dilekçesindeki istekle bağlı olarak kurulması gerekeceğinde kuşku yoktur.
Öte yandan, bu tür davalarda mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek veya aynı kişi olduğunun tespitine karar verilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir:
1-Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen dava konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.
2-Nüfus müdürlüğünden, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak telep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.
3-Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.
4-İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.
5-Tüm bu araştırmalar sonucu hâlâ kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak; tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.
Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir.
Talebin niteliği gereğince, yargılama harcı ve vekâlet ücreti maktu olarak belirlenmelidir.
apu müdürlüğü ilgili sıfatıyla yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden (ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden) sorumlu tutulmamalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme elverişli ve yeterli olduğu söylenemez.
Şöyle ki özellikle,taşınmazın hükmen tescil edilmesine rağmen tescil dosyası veya kararı getirtilerek nüfus ve tapu kaydı arasında bağlantısı araştırılmadığı gibi taşınmazın 14.04.1966 tarih ve 15 sıra nolu dayanak tapu kaydı ilk tesisinden geriye doğru tüm tedavülleri ve dayanak belgeleriyle birlikte getirtilip incelenmediği görülmektedir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler ve olgular gözetilerek gerekli araştırma ve incelemeler yapılarak tapu kayıt maliki ile davacıların murisinin aynı şahıs olduğu yönünde tam bir kanaat oluştuğu taktirde davacıların miras bırakanı ile tapu kayıt malikinin aynı kişi olduklarının tespitine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de,13.02.2014 tarihli son oturumda ad ve baba adının düzeltilmesine ilişkin beyanı değerlendirmeye alındığı taktirde yeni Tapu Sicil Tüzüğünün Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği 17.8.2013 tarihinden sonra 28.08.2013 tarihinde eldeki tespit davasının açıldığı ( 13.02.2014 tarihli son oturumda tapu kaydında düzeltme istendiği) gözetilerek Tapu Sicil Tüzüğü gereğince davacının öncelikle tapu müdürlüğüne başvurma zorunluluğu getiren yasal prosedür izlenmeden doğrudan dava açıldığından, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olduğu gibi doğum tarihinin tespitine yönelik hükmün tapu kaydı belirtilmek suretiyle tesis edilmesi gerekirken infaz kabiliyeti taşımayacak şekilde hüküm kurulması da isabetsizdir.
Davalı vekilinin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 05.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.