Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/1526 E. 2014/4220 K. 25.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/1526
KARAR NO : 2014/4220
KARAR TARİHİ : 25.02.2014

MAHKEMESİ : ÇAL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/02/2013
NUMARASI : 2006/109-2013/30

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı K.. Ö.. ve davalılardan M.. Ö.. vekilleri tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi. Gereği görüşülüp düşünüldü.

Dava, muris muvazaası hukuksal sebebine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece; 12.07.2007 tarihli ikinci ıslah dilekçesinin kanuna aykırı olduğundan değer verilmediği, miras bırakanın 12.08.1986 tarihinde vasiyetname ile tüm malvarlığını mirasçıları arasında paylaştırdığı ancak vasiyetnameye uymayarak davalılara satış yoluyla temlikler yaptığı, davacıya bir kazandırmada bulunmadığı, temlik dışı taşınmazının olmadığı, tanık anlatımlarıyla ve 07.12.2000 tarihli satış sırasında alınan doktor raporuyla akıl sağlığının yerinde olduğu, kendisine bakıp gözeten oğlu Mustafa lehine temliklerin davacının miras hakkını ihlal eder nitelikte olduğu, davacının dava dışı 4772 ada 12 parsel sayılı taşınmazı üçüncü kişiden satın alımı sırasında miras bırakan ve davalılardan Mustafa’nın maddi yardımda bulundukları, bunun karşılığında da miras bırakanın denkleştirme iradesiyle çekişmeli 2516 parseli Mustafa’ya temlik ettiği, her iki parselin temlik tarihlerinin birbirine yakın olduğu gerekçesiyle 2516 parsel sayılı taşınmaza ilişkin davanın ispatlanmadığından reddine, atiye terk edilen 1970, 2832, 3048(133 ada 7) ve 111 ada 4 parselin 48/120 payına ilişkin davanın açılmamış sayılmasına, 1188, 2238, 1755, 111 ada 4 parselin 72/120 payına yönelik açılan davaların husumet yokluğundan reddine, 1955, 1941 ve 4839 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan tüm delillerden;miras bırakan A. Ö.’ün 08.02.2005 tarihinde dul olarak öldüğü, geride çocukları olan davanın taraflarının kaldıkları, 07.12.2000 tarihinde M.. Ö..’e 1941 ve 1955 parselleri, A.. Ö..’e 836(toplulaştırma ile 111 ada 4) , 1189, 1970 ve 4839 parselleri, 05.09.2003 tarihinde 2516 parselin tamamı ile 2832 parselin 40/140 payını M.. Ö..’e satış yoluyla temlik ettiği, 2238 parselin tamamını 23.03.1992 tarihinde dava dışı Ali Okluoğlu’na, 1755 parselin tamamını 01.06.1999 tarihinde dava dışı Fatma Tozlutepe’ye satış yoluyla devrettiği, 3048 (toplulaştırma ile 133 ada 7) parselin halen tarafların anneleri Makbule Öztürk adına kayıtlı olduğu, 1188 parselin ise miras bırakanla ilgisi bulunmayıp dava dışı Ayşe Kocakafa adına tescilli olduğu, miras bırakanın 12.08.1986 tarihinde düzenlediği vasiyetname başlıklı adi yazılı belgeyle kayden malik olduğu tüm taşınmazlarını mirasçıları olan davanın taraflarına paylaştırdığı, ancak miras bırakanın sağlığında vasiyetnameye uygun olarak sadece 836 parseli A.. Ö..’e satış yoluyla temlik ettiği, diğer vasiyet edilen tüm taşınmazları ise vasiyetnameye aykırı satış yaptığı, miras bırakanın davalı Mustafa’dan kaynaklı sağlık güvencesinin bulunduğu, ciddi sağlık sorunun olmadığı, davalılardan Mustafa’nın miras bırakanın bakım ve tedasiyle ilgilendiği, dava dışı Denizli Merkez Kiremitçi Mahallesinde bulunan 4772 ada 12 (geldisi 818 ada 12) sayılı 211m2 yüzölçümlü avlulu kerpiç ev cinsli taşınmazı davacının 18.02.1992 tarihihde dava dışı Sultan Sarıoğlu’ndan satın aldığı, 04.01.1993 tarihinde eşi Emine’ye satış yoluyla temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle miras bırakanın 1941 ve 1955 parsel sayılı taşınmazları mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak davalılardan Mustafa’ya temlik ettiği saptanarak yazılı şekilde hüküm kurulduğuna göre davalı Mustafa’nın anılan taşınmazlara yönelik temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine,
Davacının ve davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; davacı, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuş, davalı Mustafa ise miras bırakanın sağlığında vasiyetname ile tüm taşınmazlarını mirasçıları arasında paylaştırdığını, davacının Denizli merkezde ev aldığını, borç para verdiğini, davacının aldığı borç parayı ödememesi sebebiyle miras bırakanın vasiyetname ile davacıya bıraktığı taşınmazları kendisine temlik ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davacının dava dışı 4772 ada 12 parsel sayılı taşınmazı üçüncü kişiden satın alımı sırasında miras bırakan ve davalılardan Mustafa’nın maddi yardımda bulundukları, bunun karşılığında da miras bırakanın denkleştirme iradesiyle çekişmeli 2516 parseli Mustafa’ya temlik ettiği, her iki parselin temlik tarihlerinin birbirine yakın olduğu gerekçesiyle 2516 parsel sayılı taşınmaza ilişkin dava reddedilmiş ise de 2516 parsel 2003 yılında, 4772 ada 12 parsel ise 1992 yılında temlik edildiklerinden temlik tarihleri arasında yakınlık bulunmamaktadır. Kaldı ki 2516 parsel sayılı taşınmaz miras bırakan tarafından 12.08.1986 tarihli vasiyetnameye göre davalılardan M.. Ö..’e bırakılmış olup yine miras bırakan tarafından 05.09.2003 tarihli resmi senetle satış yoluyla davalı Mustafa’ya temlik edilmiştir. Bu durumda temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu, denkleştirmenin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, 1086 sayılı HYUY’da ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’da davanın atiye bırakılması şeklinde bir kavram ve müessese bulunmamaktadır.
Davanın atiye terki (bırakılması) deyimi, davanın geri alınması anlamına gelir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nun 123.maddesi (eski 1086 sayılı HYUY’nın 185/1maddesi ) uyarınca davanın geri alınması ancak karşı tarafın açık kabulü ile mümkündür. Davacının atiye terk ( davayı geri alma) isteğine, davalının karşı çıkmaması ve açıkça rıza göstermesi gereklidir. Zimni muvafakat davayı geri almak için yeterli değildir. Somut uyuşmazlıkta davacı 10.07.2006 tarihli dilekçe ile 1941, 1955, 2516 ve 4839 parsel sayılı taşınmazları dava ettiğini, diğer parsellere ilişkin davasını atiye terk ettiğini belirtmiş, 12.07.2007 tarihli dilekçe ile 3048 (toplulaştırma ile 133 ada 7), 836 (toplulaştırma ile 111 ada 4) ve 1970 parsellere ilişkin atiye terkten vazgeçtiklerini anılan taşınmazlar yönünden de yargılamaya devam edilmesini istemiştir. Davalılardan Mustafa vekili 16.11.2006 tarihli dilekçe ile usul yasasında atiye terk müessesesinin olmadığını, atiye terkin feragat olarak değerlendirilmesi gerektiğini
belirtmiş olup diğer davalıların bu yönde beyanları ve dilekçeleri bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, davacının atiye bırakma isteğine davalılar açıkça muvafakat etmediğine göre atiye terk edilen parsellerden doğru hasım gösterilerek açılan ve davacının temyize getirdiği 836 ve dava dışı 747 parsellerin şuyulandırmasıyla oluşan 111 ada 4 parselde 48/120 pay, 3048 parselin şuyulandırması ile oluşan 133 ada 7 ve 1970 parseller hakkında da yargılama yapılıp olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, 2516 sayılı parsel yönünden de, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile anılan parsel bakımından davanın reddedilmesi de isabetsizdir.
Kabule göre de; davada pay oranında istekte bulunulduğu halde kabul kapsamına alınan payların keşfen belirlenen ve harcı ikmal edilen toplam değerine göre oranlama yapılarak tespit edilecek değer üzerinden kabul harcı ve davacı yararına avukatlık ücreti yine reddedilen parseller yönünden de aynı yönde işlem yapılıp davalı yararına vekalet ücreti takdiri gerekirken, taşınmazların keşifte belirlenen toplam değeri üzerinden fazla harç alınması ve davacı ile davalılar yararına fazla avukatlık parasına hükmedilmiş olması doğru değildir.
Davacının ve davalı Mustafa’nın temyiz itirazları değinilen yönler itibariyle yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 25.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.