Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/17485 E. 2014/16858 K. 04.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/17485
KARAR NO : 2014/16858
KARAR TARİHİ : 04.11.2014

MAHKEMESİ : ERMENEK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 30/11/2012
NUMARASI : 2010/204-2012/1453

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-
Dava; tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Asıl ve birleşen davalarda davacılar; 376 ada 12 parsel sayılı taşınmazın geldilerinden olan 376 ada 4 ve 5 parsel sayılı dükkan cinsli taşınmazların davacılardan M.. D..’ye, 376 ada 6 parsel sayılı dükkan cinsli taşınmazın ise 1/2’şer paylı mülkiyet üzere Hüsnü ve M.. D..’ye ait olduğunu, her üç parselin birleştirilerek üzerine inşaat yapılması, Mustafa’ya 2 dükkan, Hüsnü’ye bir dükkan verilmesi yönünde davalı ile sözlü anlaşma yaptıklarını, anlaşma uyarınca 376 ada 4, 5 ve 6 parselleri birleştirerek paylarını davalıya bedelsiz devrettiklerini, aradan çok uzun yıllar geçmesine rağmen davalının inşaatı bitiremediğini, bunun üzerine sözlü anlaşmayı 03.09.2008 tarihinde yazılı hale getirdiklerini, ancak halen inşaatın tamamlanmadığı gibi davalının taşınmazın kendisine ait olduğunu iddia ettiğini, paylarını geri vermeyi kabul etmediğini, üçüncü kişilere satış yapma ihtimalinin bulunduğunu ileri sürerek, payları oranında tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı; iddiaların asılsız olduğunu, davacılardan Mustafa’nın dava ehliyetinin bulunmadığını, belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davalının, davacı M.. D..’nin alzhemir hastası olduğunu, dava ehliyetinin bulunmadığını ileri sürdüğü, davacı Mustafa’nın tanığı olan oğlu A..D…’ninde bu iddiayı doğruladığı, davalının Hüsnü tarafından açılan asıl davada kendisini avukatla temsil ettirmediği, duruşmalara katılmayıp sadece cevap dilekçesi verdiği, Mustafa tarafından açılan davada ise davalının kendisini vekil ile temsil ettirdirdiği, mahkemece 08.03.2011 tarihli oturumda davalı vekilinin mazeret dilekçesinin kabulüne, duruşma gününün cevaplı tel ile bildirilmesine, davanın Ermenek Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/204 esas sayılı davasıyla birleştirilmesine karar verildiği, anılan birleştirme kararının ve asıl davadaki duruşma gününün davalı vekiline bildirildiğine ilişkin bilgi ve belgenin bulunmadığı, yargılamanın davalı ve vekilinin yokluğunda yapılıp sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi davanın süratle sonuçlandırabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin, hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. 6100 sayılı HMK’nin 27. maddesi (1086 sayılı HUMK’un 73. maddesi) hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre, mahkeme, tarafları dinlemeden, onları, iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür. Esasen, taraf teşkilinin sağlanması Anayasanın 90/son maddesi delaletiyle AİHS’nin 6. maddesi hükmü uyarınca adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Somut olayda birleştirme kararı ve duruşma günü davalı vekiline tebliğ edilmeden davalı ve vekilinin yokluğunda yargılama yapılıp yazılı şekilde sonuçlandırılmıştır. Dolayısıyla davalının savunma hakkını kullanamadığı ortadadır.
Diğer taraftan davalının, davacılardan Mustafa’nın alzhemir hastası olduğu yönündeki iddiasını davacı Mustafa’nın tanığı Abdullah da doğrulamıştır. 6100 sayılı HMK’nin 51. (1086 sayılı HUMK’un 38.) maddesinde düzenlenen “dava ehliyeti” dava şartı olarak benimsenmiştir. Bu durumda, davacı Mustafa’nın ehliyetsiz olduğunun saptanması durumunda, onun tarafından açılan davanın, davacıya 1086 sayılı HUMK’un 42 ve 6100 sayılı HMK’nin 56/1 maddesi gereğince vasi atanmak suretiyle yürütülmesi gerekmektedir.
Hal böyle olunca, davacı Mustafa yönünden HMK’nin 56/1. maddesi uyarınca vasi atanmak üzere sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunulması ve sonucunun beklenerek ehliyetsiz olduğu saptanarak vasi atanması halinde onun huzuru ile davanın görülmesi, ayrıca birleştirme kararı ve duruşma gününü bildirir davetiyenin davalı vekiline usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi, taraf teşkili sağlandıktan sonra yanların gösterecekleri kanıtların toplanması, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken açıklanan hususlar gözardı edilerek hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı Yasanın HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedeni göre diğer konuların bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 04.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.