Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/18820 E. 2016/8850 K. 29.09.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/18820
KARAR NO : 2016/8850
KARAR TARİHİ : 29.09.2016

….
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakanı ….maliki olduğu 292 ve 430 sayılı parselleri, diğer mirasbırakanı…. ise maliki olduğu 429 sayılı parseli mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla oğulları olan davalı …’e görünürde satış yoluyla devir ettiklerini, bilahare öz kardeşi …e baba bir ana ayrı kardeşi ….çekişmeli taşınmazların temliki nedeniyle davalı …’ya karşı muvazaaya dayalı açtıkları iptal ve tescil davasının kabul edilerek kesinleştiğini, bunun üzerine davalı …’nın çekişmeli 429 sayılı parselin üzerinde kalan 2/4 payını arkadaşı olan diğer davalı …’e muvazaalı olarak devrettiğini, yapılan tüm temlik işlemlerinin muvazaalı olduğunu ileri sürerek çekişmeli taşınmazların davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tescilini istemiştir.
Davalı …, miras bırakanlarının maddi imkanlarının yetersiz olduğunu, murislerin halen adına kayıtlı 407, 433 ve 1508 sayılı parsellerin bulunduğunu, ayrıca davacı tarafın ölen eşi…. piyasaya olan borçlarını ödediğini, bu nedenl…. babası …. 361 sayılı parselini kendisine devretmek istediğini, ancak davacının ve çocuklarının mağdur olmaması için 361 sayılı parseli davacının çekişmeli taşınmazlardaki miras payına karşılık davacıya devir ettirdiğini, miras payını almasına rağmen davacı tarafın 4721 sayılı TMK’nın 2. maddesine aykırı olarak dava açtığını, ayrıca diğer davalı …’yi tanımadığını ve bedeli karşılığında çekişmeli 429 sayılı parselin 2/4 payını devir ettiğini bildirip davanın reddini savunmuştur.
Davalı …, iddianın yersiz olduğunu, diğer davalı …’yı tanımadığını ve tapuda malik olarak gözüken…. çekişmeli 429 sayılı parselin 2/4 payını bedeli karşılığında iyiniyetli olarak devir aldığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
./..

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; muris….maliki olduğu 292 ve 430 sayılı parsellerin tamamını 24/06/1987 tarih ve 3401 yevmiye no’lu işlemle, muris ….ise maliki olduğu 429 sayılı parselin tamamını 24/06/1987 tarih ve 3402 yevmiye no’lu işlemle oğulları olan davalı …’e satış yoluyla temlik ettikleri, davacının öz kardeşi…. ile baba bir ana ayrı kardeşi…. çekişmeli 429 sayılı parselin temlikine ilişkin davalı … aleyhine açtıkları muvazaaya dayalı tapu iptal ve tescil davalarının….Hukuk Mahkemesi’nin 01/04/1997 tarih ve 1996/365 E 1997/133 K ile 12/03/1999 tarih ve 1998/104 E 1999/57 K sayılı kararları ile kabul edilerek kesinleştiği ve sonucunda 429 sayılı parselin ¼ payının ….. ¼ payının ….kalan payın da … adına tescil edildiği, yine davacının baba bir ana ayrı kardeşi…. 430 sayılı parsellerin temlikine ilişkin davalı … aleyhine açtığı muvazaaya dayalı tapu iptal ve tescil davasının 25/04/2000 tarih ve 1998/144 E 2000/108 K sayılı kararı ile kabul edilerek kesinleştiği ve sonucunda 292 ve 430 sayılı parselin ¼ payının …. kalan payın da … adına tescil edildiği, eldeki dava açılmadan önce davalı …’in 429 sayılı parseldeki 2/4 payını 06/05/2009 tarihinde diğer davalı …’e satış yoluyla temlik ettiği kayden sabittir.
O hâlde, davacının kardeşleri tarafından muvazaaya dayalı olarak açılan iptal ve tescil davaları kabul edilerek kesinleştiğine göre çekişmeli taşınmazların devrine ilişkin sözleşmelerin muvazaalı olduğunun kabulü gerekmektedir. Her ne kadar daha önce açılan davalar eldeki davada kesin hüküm teşkil etmese de muvazaa olgusunun varlığı yönünden davalıları bağlar.
Ancak, somut olayda davalı … mirasçı olmayıp, çekişme konusu 429 sayılı parselin 2/4 payını iyiniyetle tapu kayıt maliki olarak görünen davalı …’dan iktisap ettiğini savunmuştur. Davalı … taşınmazı temlik alan 3. kişi konumundadır.
Bilindiği üzere; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.

../…

Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyiniyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle, “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 8.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olayda, yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca davalı …’ün iyiniyetli olup olmadığının yeterince araştırılmadığı anlaşılmıştır.
Hâl böyle olunca; çekişme konusu 292 ve 430 sayılı parseller yönünden muvazaa iddiasının ispatlandığı gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi, diğer çekişme konusu 429 sayılı parsel yönünden ise yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca davalı …’ün temlik sırasında iyiniyetli olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
Davacının temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.09.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.