YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/2288
KARAR NO : 2014/4121
KARAR TARİHİ : 24.02.2014
MAHKEMESİ : ADIYAMAN 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 06/11/2012
NUMARASI : 2011/61-2012/771
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, sahtecilik iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davalı Suat’ın iyiniyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 3019 ada 1 parselde yer alan 2, 5 ve 7 nolu bağımsız bölümlerin davacı şirket adına kayıtlı iken, 04.01.2011 tarihinde davalı Murat’a satış suretiyle devredildiği, aynı gün Murat’ın taşınmazları diğer davalı Suat’a temlik ettiği, bu işlem ve başka işlemler nedeniyle Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/130 E. sayılı dosyasında aralarında davalı Murat, tapu müdür ve memurlarının da bulunduğu kişiler aleyhine çeşitli suçlardan dava açıldığı, yargılama sonucunda dava konusu taşınmazları davalı Murat’ın tapu müdür ve memurların yardımıyla sahte işlemlerle üzerine geçirdiği sabit görülerek cezalandırılmalarına karar verildiği, kararın temyiz aşamasında olduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, sahtecilik ve dolandırıcılık iddialarına ilişkin olarak Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesinde açılan 2011/130 Esas sayılı dava dosyasında, maddi olayın tespiti sonuca etkili olup, suçun subuta ermesi halinde sahtecilik iddiası da kanıtlanmış olacağından, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 74. ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 165. maddeleri uyarınca verilecek kararın kesinleşmesinin beklenmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır.İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke Medeni Kanun(MK)nun 1023.maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin,iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta,şeklen iyi niyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı ilkeleri 08.11.l99l tarihli l990/4 E., l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olayda, her ne kadar son kayıt maliki olan davalı Suat’ın iyiniyetli olduğu kabul edilmişse de mahkemece, iyiniyet konusunda yapılan araştırmanın hüküm kurmaya yeterli olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur. Zira davalı Murat tarafından, ilk işlem 04.01.2011 tarihinde saat 13:19’da yapılmış, taşınmazların davalı Suat’a devri ise aynı gün saat 14:31’de gerçekleşmiştir. Yatırım amaçlı bile olsa, bu kadar kısa süre içerisinde aynı yerdeki üç adet bağımsız bölümün satın alınması hayatın olağan akışına aykırıdır. Ayrıca taşınmazların satış ve gerçek değerleri arasında fahiş farkın bulunduğu, davalı Suat’ın bildirdiği bedeli ödediğini kanıtlayamadığı, ceza davası ve eldeki dava birlikte değerlendirildiğinde belirtilen bedelin kime, ne şekilde ödendiği hususunda davalı ve tanık beyanları arasında çelişkiler bulunduğu açıktır.
Bunun yanı sıra, davalı Suat ile diğer davalı arasındaki ilişkiler, davalı Suat’ın taşınmazları gezdiğini bildirdiği tarihte taşınmazların kime ait olduğunu bilip bilmediği yeterince irdelenmemiş, davalı Suat tanığı olarak dinlenen ve ceza davasında da sanık olarak yargılanan H. B. ve Z.. S.’nun beyanlarına itibar edilip edilmediği de açıklanmamıştır.
Hal böyle olunca; ceza davası kesinleştikten sonra yukarıda belirtilen ilkeler ve değinilen olgular dikkate alınarak araştırma ve inceleme yapılması, davalı Suat’ın iyiniyetli olup olmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde saptanması, bu doğrultuda tarafların gösterdiği ve gösterecekleri tüm delillerin toplanarak irdelenmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacı tarafın temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Başkan
H. H. ÜNALDI
Üye
A. S. TOGAY
Üye
F. AKBABA
Üye
S. ÖZAYKUT
Üye
H. KAYA
Okundu
18.03.2014 A.R.T.