Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/2637 E. 2014/9483 K. 08.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/2637
KARAR NO : 2014/9483
KARAR TARİHİ : 08.05.2014

MAHKEMESİ : ÇANKIRI SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/12/2013
NUMARASI : 2013/31-2013/1390

Taraflar arasında görülen tapu kaydında düzeltim davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-
Dava, tapu kayıtlarında yanlış yazılan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacı, miras bırakanı ”Fatma kızı A.. K..’nın” paydaşı olduğu 534, 1574, 1992, 2007, 2024, 2186, 2421, 700, 1791 ve 1831 parsel sayılı taşınmazların sicil kaydında isminin hatalı olarak ”Halime” olarak, yine miras bırakan annesi ”S.. Ö..’in”paydaşı olduğu 254, 1574, 1601, 1639, 1714, 1992, 2007, 2024, 2329, 2421, 443, 487, 488, 499, 507, 534, 130, 139, 140, 610, 659, 667, 1038, 1367 ve 1487 parsel sayılı taşınmazların sicil kaydında ise isminin hatalı olarak ”Sıddıka Demir” olarak yazılı olduğunu ileri sürerek, anılan kayıtların nüfus kaydına uygun olarak düzeltilmesi istekli eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK’nin) 298. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu da yine aynı maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada HMK’nin 294. maddesinin verdiği imkandan yararlanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağı geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılabilmektedir.
İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkca gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın l4l. maddesi ile HMK’nin yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda, değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek; kısa kararda “davanın kabulüne ” karar verildiği ve bu ifadeye göre talebe konu yapılan tüm taşınmazlar bakımından davanın kabul edildiği varsayıldığı halde, gerekçeli kararda; davaya konu yapılan 254, 1639, 1714, 2329, 488, 139, 610, 659, 1038, 1367 parseller bakımından karar verilmeyerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün l0.4.l992 gün, l992/7 Esas, l992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 08.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.