Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/476 E. 2014/7049 K. 02.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/476
KARAR NO : 2014/7049
KARAR TARİHİ : 02.04.2014

MAHKEMESİ : GÖLBAŞI(ANKARA) SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 28/02/2013
NUMARASI : 2012/867-2013/220

Taraflar arasında görülen tapu kaydında düzeltim davası sonucunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ….raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

Dava, tapu kaydında kimlik bilgilerinin düzeltilmesi isteğine ilişkin olup, 6100 sayılı HMK’nun yürürlüğü zamanında açılmıştır.
İlgili Tapu Müdürlüğü,davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece,davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Bilindiği üzere, taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur. Bu tür davalarda kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.
Bu tür işler, 6100 sayılı HMK’nin 382/2-ç-1 maddesi gereğince çekişmesiz yargı usulüne göre sulh hukuk mahkemesinde ve taşınmazın aynına ilişkin bulunduğundan, aynı Kanunun 12. maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
Tapuda kayıt düzeltilmesi ve tespit taleplerini, tapu maliki ile mirasçıları isteyebilir.
Bunun yanı sıra, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası gereğince ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan her hangi biri de tek başına tapuda murisin kimlik bilgileri ilgili olarak düzeltme isteyebilir. Ayrıca bu işlerin, bir başka dava nedeniyle verilen yetkiye dayanılarak açılması da mümkündür. Böyle bir yetki verildiğinde yetkiye dayanarak talep eden kişinin aktif dava ehliyeti vardır.
HMK’nin geçici birinci maddesi gereğince “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmayacağından” kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra yapılan taleplerin tapu müdürlüğüne ilgili sıfatıyla yöneltilerek yapılması gerekir.
Bu tür işlerde mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir:
1- Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen dava konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.
2- Nüfus müdürlüğünden, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak telep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.
3- Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.
4- İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.
5- Tüm bu araştırmalar sonucu hâlâ kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak; tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.
Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir.
Talebin niteliği gereğince, yargılama harcı ve vekâlet ücreti maktu olarak belirlenmelidir.
Tapu müdürlüğü ilgili sıfatıyla yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden (ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden) sorumlu tutulmamalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; ; dava konusu, 779 parsel sayılı taşınmazın kayıt malikinin ” Mehmet oğlu B. M.. G.. ” olduğu, davacıların, ” B. M.. G.. ” olan malikin kimlik bilgilerinin, nüfus kayıtlarına uygun olarak “M.. G.. “olarak düzeltilmesini talep ettikleri; taşınmazın 6.10.1953 tarihli tapulama tutanağında ” iş bu taşınmazın Mehmet oğlu Büyük M.. G..’in babasından intikalen geldiği ” açıklanarak Mehmet oğlu 1318 ( miladiye çevrildiğinde 1.7.1902 ) doğumlu B.M.. G.. adına tespit ve tescil edildiği; nüfus kaydına göre, 14191106014 T.C kimlik nolu, Mehmet oğlu, Karagedik, 1.7.1876 doğumlu ( 1292 olan doğum tarihi miladiye çevrilmiştir.) M.. G..’in, 5.4.1961 tarihinde öldüğü; davacı tanığı, Zeki Kopmaz’ın, “Karagedik Köyünde Mehmet oğlu M.. G.. isminde 2 kişi vardır, bunlardan bir tanesi Büyük M.. G..’tir. İkisi de akraba olup baba adları da aynı olduğundan halk arasında büyük M.. G.. diye bilinirdi”; diğer davacı tanığı Hüseyin Köse’nin ise ” Karagedik mahallesindenim, büyük M.. G..’in baba adını bilmiyorum, büyük M.. G..’in 3 oğlu 2 kızı vardır, diğer M.. G..’i de bilirim, onun da baba adını bilmiyorum, ikisi amca çocukları olurmuş” diye beyanda bulundukları halde, ilgili nüfus müdürlüğünce ” Mehmet oğlu M.. G.. ” adında bir kişi kaydının bulunduğu belirtilerek Mehmet oğlu, 1.7.1876 doğumlu M.. G..’e ait nüfus kaydının gönderildiği anlaşılmaktadır.
O halde, bu olgular yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu taşınmazın kayıt malikinin kimliğinin tam olarak tespit edildiğinden söz edilemez.
Hal böyle olunca; mahallinde keşif yapılıp tanıklar ve yerel bilirkişilerin, taşınmaz başında dinlenmesi, çelişkilerin giderilmesi, dava konusu taşınmazın kayıt malikinin kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalı temsilcisinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.