YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/4814
KARAR NO : 2014/11138
KARAR TARİHİ : 05.06.2014
MAHKEMESİ : DİYARBAKIR 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/03/2012
NUMARASI : 2012/95-2012/183
Taraflar arasında görülen tapu kaydında düzeltim davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi G.. raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, tapu kaydında kimlik bilgilerinin düzeltilmesi isteğine ilişkindir.
Davacılar, kayden paydaşı oldukları 555 ada 11 parsel sayılı taşınmazın sicil kaydında soyadlarının yazılı olmadığını ileri sürerek, anılan kaydın nüfus kaydına uygun olarak düzeltilmesi istekli eldeki davayı açmışlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun (HUMK) 388, 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 298. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu HUMK’un 389., yine HMK’nin 297/2. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada HUMK’un 381.maddesinin son fıkrasının HMK’nin 294. maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağı geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK’nin yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olaya gelince; değinilen yasal düzenlemeler ve ilkeler gözardı edilerek, kısa kararda;” Davacının davasının kabulüne” karar verilmiş olmasına rağmen, gerekçeli kararda; ”Davanın kısmen kabulüne, davacılar Rukiye, Berika, Orhan .Ahmet ,Hamdi, Erkan, Fuat ve Fikret’in davalarının sıfat yokluğundan reddine, davacılar S. K.., N.Ö.., R.. A.., R. U.., S.G.. ve N. V..’ın davalarının kabulüne” yazılmak suretiyle kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar oluşturulması doğru değildir.
Kabule göre de; çekişme konusu taşınmazın ifraz öncesi geldisi olan 555 ada 1 nolu kök parselin tedavüllü tapu kaydının, kadastro tutanağının tamamının, kadastro tespiti sırasında revizyon gören tapu kayıtlarının, Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1986/525 Esas, 1987/314 Karar sayılı dosyası ile Diyarbakır 1. Asliye Hukuk (Kadastro) Mahkemesi’nin 1967/409 Esas, 1971/716 Karar sayılı dosyası getirtilip incelenmeden ve değerlendirilmeden sonuca gidilmiş olması da isabetsizdir.
Davalı vekilinin belirtilen nedenlerle temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 05.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.