Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/992 E. 2014/7071 K. 03.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/992
KARAR NO : 2014/7071
KARAR TARİHİ : 03.04.2014

MAHKEMESİ : TARSUS 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/11/2009
NUMARASI : 2004/222-2009/481

Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi . ..raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkin olup, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm, davalı tarafından temyiz harcı yatırılmadan ve adli yardım talep edilerek temyiz edilmiştir.
Bilindiği üzere; adli yardım, fakir bir kimsenin bir davanın gerektirdiği oldukça kabarık olan harç ve masrafları sağlayamaması durumunda, bu mali külfetlerden geçici olarak muaf tutulmasıdır. (HMK.’nın 334. – 340. md.) 6100 sayılı HMK.’nın 336. maddesinde, adli yardım, asıl talep veya işin karara bağlanacağı mahkemeden; icra ve iflas takiplerinde ise takibin yapılacağı yerdeki icra mahkemesinden isteneceği, Kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebinin ise Bölge Adliye Mahkemesine veya Yargıtay’a yapılacağı düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un adli yardım talebinin incelenmesi başlıklı 337. maddesinde ise, mahkemenin, adli yardım talebi hakkında duruşma yapmaksızın karar verebileceği düzenlenmiş, 11.04.2013 gün ve 6459 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile eklenen cümle ile de, talep hâlinde incelemenin duruşmalı olarak yapılacağı, adli yardım taleplerinin reddine ilişkin mahkeme kararlarında sunulan bilgi ve belgelerin kabul edilmeme sebebinin açıkça belirtileceği düzenlemesi getirilmiştir.
Somut olayda, dosyaya eklenen fakirlik belgesi ve diğer belgelerden talepte bulunan davalının yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığı ve adli yardım talebinin yerinde olduğu anlaşılmış olmakla (HMK.’nın m.336/2) adli yardım talebinin kabulüne, işin esasının incelenmesine geçildi;
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 7 parsel sayılı taşınmazın kayden davacı adına kayıtlı olduğu, davalının kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, noksanın tamamlanması yoluyla getirtilen kayıt ve belgelerden; davalı M.. P..’ün Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.07.1998 tarih, 1995/105 esas, 1998/787 karar sayılı kararı ile, Ankara Numune Hastanesinin 06.07.1998 tarihli sağlık kurulu raporu ile “Kronik depresif manik majör depresyonlu” olduğu belirlenerek hacir altına alındığı, eşi F.P. vasi tayin edildiği, aynı mahkemenin 03.01.2011 tarihli ek kararı ile Türk Medeni Kanunu’nun 412. maddesi gereğince kısıtlı M.. P..’ün ikamet değişikliğine izin verildiği, davalının kısıtlılık halinin devam etmekte olup, 26.06.2013 tarihinde Tarsus 1. Sulh Hukuk Mahkemesince vasilik görevinin 2 yıl uzatılmasına hükmedildiği görülmektedir.
Davacı, kayden maliki olduğu 7 parsel sayılı taşınmazı davalının haksız kullandığını ileri sürerek eldeki davayı 24.05.2004 tarihinde M.. P..’e husumet yönelterek açmıştır.
Mahkemece, davalı M.. P..’ün kendisine dava dilekçesinin tebliğ edildiği, davalının vekiline bizzat verdiği vekaletname ile davada temsil edilerek sonuca gidildiği açıktır.
Bilindiği üzere, yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmeleri ile mümkündür.
Tarafların davada yer almaları, dava ile ilgili işlemleri öğrenmeleri ve kendilerine tanınan hakları kullanmaları usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir.
Taraflara tebligat yapılmasını düzenleyen 6100 sayılı HMK.nın 27. (1086 sayılı HUMK.’nun 73.) maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan Hukuki Dinlenme Hakkı, Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde açıklanan adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Mahkeme, kural olarak tarafların iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi kural olarak mümkün değildir. Öncelikle yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına girilmesi asıldır.
Somut olayda, davalı M. dava tarihi itibariyle vesayet altında bulunduğunda kuşku yoktur. O halde, dava dilekçesinin kısıtlı M.. P..’ün vasisine tebliği ve davanın vasi huzuruyla görülmesi gerekirken davadan haberdar edilmeyen davalı vasisinin yokluğunda ve savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle sonuca gidilmesi doğru değildir.
Hal böyle olunca, öncelikle davalı vasisinin davada yer almasının sağlanması, böylece, taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Davalının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3. maddesi aracılığıyla) 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre işin esasının incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.