YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/1167
KARAR NO : 2017/4146
KARAR TARİHİ : 11.09.2017
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ-TESCİL-ALACAK
Taraflar arasında görülen tapu iptali, tescil, alacak davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde taşınmazın bedelinin tahsili isteklerine ilişkindir.
Davacı; torunu olan davalının kullanacağı krediye teminat göstereceğinden bahisle dava konusu 102 ada 77 parsel sayılı taşınmazın kendi adına devrini sağladığını, ancak krediyi kullandıktan sonra taşınmazı iade etmediği gibi bedelini de ödemediğini ileri sürerek hile nedeniyle tapunun iptaliyle adına tescilini, mümkün olmadığı takdirde taşınmaz bedelinin tahsilini istemiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davalının kendisine usulüne uygun olarak yapılan isticvap davetiyesine rağmen mazeretsiz olarak yargılamaya katılmayarak davacının ileri sürdüğü maddi olguları kabul etmiş sayılayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 102 ada 77 parsel sayılı taşınmazın davacı adına kayıtlı iken 26.12.2006 tarihli satış ile davalıya temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği ve Türk Borçlar Kanununun (TBK) 39. maddesinde düzenlendiği üzere; “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır” hükmü amirdir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından ve hak düşürücü süre kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece, davanın her aşamasında tarafların ileri sürmesine gerek kalmadan resen gözetilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Ne var ki mahkemece, hak düşürücü süre üzerinde durulmaksızın işin esası incelenmiştir.
Hal böyle olunca, davacıya hileye düşürüldüğü tarihi ne zaman öğrendiğinin açıklattırılması, bu açıklamaya karşılık davalının bir delili olup olmadığının sorulması ve öncelikle hak düşürücü süre üzerinde durularak, davanın TBK’nun 39.maddesinde düzenlenen süre içerisinde açılıp açılmadığının açıklığa kavuşturulması, eğer süresinde açıldığı kabul edilirse işin esasına girilip taraf delilleri toplandıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken değinilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazı değinilen nedenle yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.