YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/17850
KARAR NO : 2020/5181
KARAR TARİHİ : 19.10.2020
MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ:VEKALETNAMENİN KÖTÜYE KULLANILMASI-MUVAZAA
Taraflar arasında görülen davada;Davacılar, davalının taşınmazlara müdahale edildiği ve önlenebilmesi için vekaletname vermeleri gerektiğini söylediğini, … 11. Noterliği’nin 20.04.1992 tarih 8232 yevmiye nolu vekaletnamesi ile kardeşleri ve davalının eşi dava dışı …’ı vekil tayin ettiklerini, ancak vekaletnamenin taşınmaz satışı için düzenlendiğini sonradan öğrendiklerini, vekil …’in 3030 ada 13 parsel sayılı taşınmazı haberleri olmaksızın davalıya muvazaalı olarak sattığını, taraflarına herhangi bir bedel ödenmediğini ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.Davalı, davanın zamanaşımına uğradığını, taşınmazın aslında dava dışı eşi … ile kardeşleri … ve … tarafından satın alındığını, ancak parayı kendileri ödemelerine rağmen gelenek gereği tüm işlemlerin hayatta olan muris adına yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, davacı tanık beyanları hükme esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir.Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle davalının savunmasını dayandırdığı çekişme konusu taşınmazın eşi dava dışı vekil … ve kardeşleri …ve … tarafından satın alındığı ve aile büyüğü olarak muris adına tüm işlemlerin yapıldığı iddiasını 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince yazılı belge ile kanıtlayamadığı gözetilerek davalının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 12.097.92-TL. bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 19/10/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
– KA R Ş I O Y Y A Z I S I-
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.Yerel Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, davalı tarafından hüküm temyiz edilmiştir.
Öncelikle, davalının usule ilişkin temyizi ele alındığında; davalı tarafından süresinde verilen tanık listesinde bildirilen tanıklardan ikisinin isminin bildirilmesi yönünde davalı vekiline süre verildiği, bunun üzerine diğer tanıkların dinlenmediği anlaşılmaktadır.Bilindiği üzere Hukuk Muhakemleri Kanununda tanık sayısının sınırlandırılmasına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Bu hususta düzenlenen 241. madde ise, dinlenen tanıkların beyanları ile olay aydınlığa kavuşmuş ise diğer tanıkların dinlenmeyebileceğini düzenlemiştir. Somut olayda böyle bir durum da olmadığına göre bir kısım davalı tanıkları dinlenmeden sonuca gdilmiş olması doğru değildir.İşin esasına yönelik temyiz itirazlarına gelince;Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.Somut olaya gelince; davaya konu taşınmazın muris … adına tahsis belgesi düzenlendikten sonra murisin 1980 yılında öldüğü, 26.06.1983 tarihinde 2981 sayılı yasa gereğince … adına belediyeye müracaatta bulunulduğu, bundan sonra … mirasçıları adına tapu kaydının oluştuğu, 1992 yılında davacılar tarafından kardeşleri olan …’e vekaletlerin verildiği, bu vekaletlerin genel vekalet olduğu, özellikle İstanbuldaki taşınmazları konu edindiği, vekil tarafından müdahalenin meni davası açılması veya bu amaçla vekil tutulması hususunda bir yetkinin bulunmadığı, bu vekalete istinaden taşınmazın vekilin eşi olan davalı … adına tescil edildiği, bundan sonra 1993 yılında yüklenici ile Gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiği kayden sabittir.Dinlenen davacı tanıkları, davacıların eşi ve çocuğudur. Hatta davacı …’in eşi olan Şahizer beyanında, vekalet verdikten iki ay sonra taşınmaz üzerine inşaat yapılmaya başlandığından haberdar olduklarını belirtmiştir. Dinlenen davalı tanıkları taşınmazın davalı …ün eşi … ve kardeşleri …ve … tarafından birlikte satın alındığını, örf ve adet gereği babaları …adına kayıtların oluşturulduğunu, taşınmazın zilyetliğinin edinildiği tarihte murisin …’de köyünde olduğunu, bir katkısının bulunmadığını ifade etmişlerdir.Hal böyle olunca; davacıların, kardeşleri …’i vekil tayin etme sebebi olarak bildirdikleri “ taşınmaza yapılan müdahalenin önlenmesi” gerekçesinin doğruluğuna yönelik bir bilgi ve delilin dosya kapsamında bulunmadığı, taşınmaza herhangi bir müdahalenin tespit edilmediği, böyle olsa dahi bu amaçla verilen vekaletin, vekil edenin iradesine aykırı olarak kullanıldığının anlaşılması halinde vekile hesap sorulmadığı gibi dava açmak için yaklaşık yirmi yıl beklendiği anlaşılmakla vekil edenlerin asıl amacının hakkın teslimini sağlamak olduğu, diğer yandan “vekil edenin sözleşmeden haberdar olduğu halde örtülü (zımnen) muvafakat etmiş, örneğin vekilden malın bedelini almış yahut ona icazet vermiş ise artık vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasını ileri süremeyeceği (Eraslan Özkaya Vekalet Sözleşmesi ve Kötüye Kullanılması 3. Baskı Sayfa 1250)” bu çerçevede vekalet kullanılarak taşınmazın …adına tescil edildiği, bu nedenle vekalet görevinin kötüye kullanılmasından da bahsedilemeyeceği kanaat ve sonucuna varılmakla kararın bu gerekçelerle bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyoruz.