YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/8361
KARAR NO : 2021/6863
KARAR TARİHİ : 16.11.2021
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-BEDEL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, bedel davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine; davacı vekilinin, bir kısım dahili davalı yönünden davadan feragat edildiğinden bu dahili davalılar bakımından davanın feragat nedeniyle reddine şeklinde düzeltilmesine yönelik tavzih isteminin, hükmün genişletilmesi ve değiştirilmesi mümkün olmadığından ek karar ile reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli ve tavzih isteminin reddine dair ek karar davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 16.11.2021 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekilleri Avukat … ve … ile temyiz edilen davalılar … vd. vekili Avukat …, davalı … vekili Avukat …, dahili davalılar … vd. vekili Avukat … geldiler, davetiye tebliğine rağmen dahili davalı … ve diğerleri gelmedi, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali-tescil ve bedel istemlerine ilişkindir.
Davacı, 1/2 paydaşı olduğu … ada … parsel sayılı taşınmazda kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılacağının söylenmesi üzere eniştesi olan davalı …’ı vekil tayin ettiğini ancak … ile davalı …’ın birlikte hareket ederek kendisini kandırdıklarını, davalı …’ın 1/2 payını …’a devrettiğini, satış bedelinin ödenmediğini, …’ın anılan payı davalı …’a, davalı …’ın davalı …’a, davalı …’un da davalı …’a temlik ettiğini, tüm devirlerin muvazaalı olduğunu, arsa niteliğinde olan taşınmaz üzerinde yapılan inşaat nedeniyle davalı … adına çok sayıda bağımsız bölüm oluştuğunu, davalıların vekaletin kötüye kullanılmasından haberdar olduklarını ileri sürerek dava konusu taşınmazda davalı … adına kayıtlı bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline ve bağımsız bölümlerden eksik kalan arsa gerçek değerinin davalılar …, …, … ve davalı … mirasçılarından müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş; davacı vekili 11/06/2014 tarihli dilekçe ile talebini daraltarak, davalı … adına kayıtlı 1 nolu bağımsız bölümün tapu kaydının 1/2 oranında iptali ile davacı adına tesciline, bu talebin yerinde görülmemesi halinde taşınmazın dava tarihindeki arsa değerinin bedelinin davalılardan dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, duruşmada dahili davalılar …, …, … ve … yönünden davadan feragat ettiklerini bildirmiştir.
Davalı …, davacının talimatı üzerine taşınmazdaki payı devrettiğini, davacı … ve davalıların mirasbırakanı …’ın kardeş olmaları nedeni ile bedelin ödenmesine ilişkin hususu kendi aralarında hallettiklerini; davalılar … ve …, iyi niyetli üçüncü kişi olduklarını, taşınmazı tapu kaydına güvenerek satın aldıklarını; davalı …, vekalet görevinin kötüye kullanılmasının söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlar, dahili davalılar davaya cevap vermemiş ve duruşmalara katılmamışlardır.
Mahkemece, iddianın kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin, bir kısım dahili davalı yönünden davadan feragat edildiğinden bu dahili davalılar bakımından davanın feragat nedeniyle reddine şeklinde düzeltme yapılması yönündeki tavzih istemi, hükmün genişletilmesi ve değiştirilmesi mümkün olmadığı gerekçesiyle ek karar ile reddedilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının, davalı …’ı Of Noterliğinin 02.05.1990 tarih, 3811 yevmiye nolu vekaletnamesi ile … ada … parseldeki payını dilediği bedelde dilediği kişiye satması ve taşınmazın her türlü tevhit, ifraz vs. işlemlerini yapması için davalı …’i vekil tayin ettiği, davalı …’in 20.08.1990 tarihinde … ada … parseldeki davacıya ait 1/2 payın tamamını bir kısım davalının mirasbırakanı olan …’a vekaleten temlik ettiği, …’ın adına kayıtlı 1/2 pay ile davacıdan devraldığı 1/2 payı 09.11.1999 tarihinde davalı …’a, davalı …’in 22.03.2001 tarihinde davalı …’a, davalı …’nin 25.06.2002 tarihinde davalı …’a devrettiği, taşınmazın 12.09.2007 tarihli tevhit işlemi ile … ada … parsele gittiği, aynı tarihli ifraz işlemi ile … ada … ve … parsellerin oluştuğu, davalı …’in … ada … parseldeki 1/5 payı uhdesinde bırakarak kalan 4/5 payı dava dışı … İnşaat şirketine devrettiği, 02.08.2012 tarihli kat irtifakı tesisi ile … ada … parseldeki 1 numaralı bağımsız bölümün davalı … adına, kalan 6 adet bağımsız bölümün dava dışı şirket adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın üzerinde hali hazırda İşkur binası bulunduğu, davacı tanıklarının beyanına göre taşınmazın davalı …’a temlik edildiği tarihe kadar … ile davalı … tarafından kiraya verilmek suretiyle kullanıldığı, vekaletnamenin dava konusu taşınmazın geldisi olan … ada … parsel sayılı taşınmaza özel olarak düzenlendiği, taşınmazda 2012 yılında kat irtifakı tesis edildikten sonra eldeki davanın açıldığı, öte yandan taşınmazın davalı …’a temlik edildiği 20.08.1990 tarihinden, kat irtifakı tesis edilene kadar geçen sürede davacının taşınmazın kullanım durumuna ilişkin bir itirazının bulunmadığı olguları birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafın vekalet görevi kötüye kullanılarak taşınmazın devredildiği ve davalıların el ve işbirliği içerisinde davacıyı zararlandırma kastı ile hareket ettikleri iddiasını kanıtlayamadığı, satışın iradi olduğu sonucuna varılmakta olup, tapu iptal ve tescil isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde olmadığından reddine.
Davacının diğer temyiz itirazlarına gelince;
Satış bedelinin ödenmemiş olduğu iddiası, vekil ile vekil eden arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirmekte olup, bu iddianın vekalet görevinin kötüye kullanılmasının başlı başına sebebini oluşturmadığı açıktır. Ancak, davacının davalılardan terditli olarak bedel talebi olduğu gözetildiğinde vekilin, vekil edene hesap verme yükümlülüğü çerçevesinde satış bedelini vekil edene ödeme borcu bulunduğundan, bedelin ödendiği savunmasında ispat külfetinin davalı vekil …’e düştüğü kuşkusuzdur.
Ne var ki davalı …, cevap dilekçesinde davacının kendisine vekaletname gönderip taşınmazdaki payını devretmesini istediğini, davacı ile bir kısım davalıların mirasbırakanı …’ın kardeş olmaları nedeni ile satış bedelinin ödenmesine karışmadığını belirtmiş olup, … ada … parseldeki 1/2 payın rayiç bedelini davacıya ödediğini kanıtlayamamıştır.
Hal böyle olunca, öncelikle temlike konu eski … ada … parselin tevhit ve ifraz işlemleri sonucunda ne kadarlık bir kısmının arsa olarak … ada … parsele gittiğinin denetime elverişli bilirkişi raporu ile saptanması, bilirkişi raporu ile belirlenen bu kısmın dava tarihindeki rayiç değerinin tespit edilmesi ve terditli olarak ileri sürülen bedel istemi bakımından davalı vekil … yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre ise, tapu iptal ve tescil istemi … ada … parseldeki 1 nolu bağımsız bölümün 1/2 payına yönelik olmasına rağmen, 1 nolu bağımsız bölümün tamamının değeri üzerinden davalılar lehine fazla vekalet ücretine hükmedilmesi de doğru değildir.
Davacının değinilen yönlerden yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.11.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 3.050.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilen davalı …’dan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.