Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2018/1489 E. 2020/5371 K. 22.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/1489
KARAR NO : 2020/5371
KARAR TARİHİ : 22.10.2020

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece asıl ve birleştirilen davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar asıl ve birleştirilen davada davalı … tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
KARAR-
Asıl ve birleştirilen davada davacılar, 473, 686, 299, 522, 622, 905 ile 1334 parsel sayılı taşınmazların kadastro sırasında 1/2’şer paylarla … oğlu … ve eşi … adına tespit edildiğini, bilahare, dava dışı Hazine’nin … Kadastro Mahkemesinde açtığı muhtelif davalar sonucunda davalıların tespit malikleri … ve …’nin mirasçıları olduğu gerekçesiyle çekişmeli taşınmazların davalılar adına tesciline hükmedildiğini, anılan kararların derecattan geçerek kesinleştiğini ve infaz edildiğini, oysa, … oğlu … ile eşi …’nin kendilerinin mirasbırakanları olduğunu, nitekim, tescile esas ilamlara dayanak yapılan … Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 21.10.1987 tarihli, 1987/759-844 sayılı veraset belgesinin iptali için de … Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2004/256 Esas sayılı dosyası üzerinden dava açtıklarını ileri sürerek, asıl davada 473 ve 686 parsel sayılı taşınmazlar yönünden, birleştirilen davada ise; 299, 522, 622, 905 ile 1334 parsel sayılı taşınmazlar bakımından tapu iptali ve tescile karar verilmesini istemişlerdir.
Asıl ve birleştirilen davada davalılar, davaya cevap vermemişler, davalı … yargılama aşamasında davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir.Gerçekten de, asıl ve birleştirilen davada davacıların, dava konusu taşınmazların tapu kayıt malikleri … oğlu … ve …’nin mirasçısı olduklarına dair iddialarını, mirasçılık sıfatlarını gösterir hasımlı veraset ilamı ile kanıtladıkları belirlenmek suretiyle çekişmeli 473 parsel sayılı taşınmaz yönünden asıl davanın kabul edilmesinde ve 299, 522 ile 1334 parsel sayılı taşınmazlar bakımından da birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Asıl ve birleştirilen davada davalı …’ün anılan taşınmazlara yönelik temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.Asıl ve birleştirilen davada davalı …’ün diğer taşınmazlar yönünden temyiz itirazlarına gelince; Bilindiği üzere; dava açıldıktan sonra da sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun l86. ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)’nun 125. maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulü işlemler düzenlenmiştir. HUMK’nun 186.madde hükmüne göre iki taraftan biri dava konusunu (müddeabihi) bir başkasına temlik ettiği takdirde diğer taraf seçim hakkını kullanmakta dilerse temlik eden ile olan davasını takipten vazgeçerek davayı devralan kişiye yöneltmekte, dilerse davasına temlik eden kişi hakkında tazminat davası olarak devam edebilmektedir.
Ancak; 6100 sayılı HMK’nun 125.maddesinde; “Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:
a)İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde davacı davayı kazanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.b)İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür…” düzenlemesine yer verilmiştir.Somut olayda, asıl dava konusu 686 parsel sayılı taşınmazın davalılar tarafından yargılama sırasında 29.04.2005 tarihinde dava dışı üçüncü kişi …’e satış suretiyle temlik edildiği, dava dışı … tarafından da 27.10.2008 tarihinde dava dışı üçüncü kişi …’ya satış yoluyla devredildiği anlaşılmakta olup;bu itibarla, 6100 sayılı HMK’nın 125. (1086 sayılı HUMK’nun 186.) maddesinin öngördüğü usûli işlemlerin uygulanmasının gerektiği tartışmasızdır.Öyleyse, kendiliğinden (re’sen) gözetilmesi zorunlu bulunan bu usul kuralına göre, mahkemece, asıl davanın davacılarına seçimlik hakları hatırlatılarak çekişmeli 686 parsel sayılı taşınmaz bakımından davayı ne şekilde sürdüreceklerinin sorulması ve bu yöndeki usûli eksiklik giderildikten sonra işin esası bakımından bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile hüküm tesisi isabetsizdir.Öte yandan, tapu iptali ve tescil istekli davaların, iptali istenen tapu kayıt maliki ya da malikleri hasım gösterilerek açılıp yürütülmesi zorunlu olup; bu durumda, birleştirilen davanın konusu 622 ve 905 parsel sayılı taşınmazların halen tarafların kök murisleri … ve … adlarına 1/2’şer paylarla kayıtlı bulunduğu ve davalı mirasçılara intikal etmediği kayden sabit olduğuna göre; sözü edilen taşınmazlar yönünden davalıların pasif dava ehliyetlerinin bulunmadığı kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, birleştirilen davaya konu 622 ve 905 parsel sayılı taşınmazlar bakımından davalılar hakkındaki davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, bu taşınmazlar hakkındaki davanın kabul edilmiş olması da doğru değildir. Asıl ve birleştirilen davada davalı …’ün açıklanan yönlerden yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz edenin sıfatına göre temyizin diğer elbirliği maliklere de sirayet ettirilmesine, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.