YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/2616
KARAR NO : 2020/5632
KARAR TARİHİ : 03.11.2020
MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karara karşı davalının yaptığı istinaf başvurusu … Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi tarafından esastan reddedilerek, verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 03.11.2020 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat … ile temyiz edilen davacılar vekili Avukat … geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, miras bırakanları babaları …’nun eski 36 ada 17(yeni 382/9 ve 383/9) parsel ve 315 ada 12 parsel sayılı taşınmazlarını mirastan mal kaçırma amacıyla davalı oğluna satış suretiyle devrettiğini, temlik tarihi itibariyla miras bırakanın taşınmaz satmaya ihtiyacı olmadığı gibi davalının da alım gücü olmadığını ileri sürerek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalı, mirasbırakanın mal kaçırma kastı ile hareket etmediğini ve temlik harici terekenin bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne ilişkin verilen karara karşı davalının yaptığı istinaf başvurusu … Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi tarafından esastan reddedilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan …’nun 02.08.2014 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak ilk eşinden olma oğlu dava dışı … ile ikinci eşinden olma davacı çocukları …, …ile davalı oğlu …’nın kaldıkları, miras bırakanın 17 parsel sayılı taşınmazını 08.05.1990 tarihinde; 12 parsel sayılı taşınmazını ise 09.05.1997 tarihinde davalıya satış suretiyle devrettiği, 17 parsel sayılı taşınmazın daha sonra 382 ada 9 ve 383 ada 9 parsel sayılı taşınmazlara ifraz edildiği anlaşılmaktadır.
Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda miras bırakanın iradesini tespit etmek bakımından tanık ifadelerinin önemli olduğu kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince; davalının tanık listesinde sekiz adet tanık bildirdiği, aşamada bunlardan ikisinin ölümü üzerine yerlerine başka isimlerin bildirildiği, mahkemece yargılama sırasında sadece iki adet davalı tanığının dinlendiği, diğer tanıkların ise dinlenmediği gibi HMK 241.maddesi uyarınca bu yönde herhangi bir karar alınmadığı görülmektedir.
Diğer taraftan, tanık delili 6100 Sayılı HMK’nın 240 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş ve ne şekilde dinlenecekleri hüküm altına alınmıştır.
O halde; tanık dinleme yöntemine ilişkin anılan usul hükümleri göz ardı edilerek davalı tanıklarından sadece … ve …’in dinlenerek diğer tanıklar yönünden davalının feragati bulunmaması ve HMK 241. maddesi gereğince bir ara karar kurulmaksızın sonuca gidilmesi savunma hakkını zedeleyen bir usul hatasıdır.
Hal böyle olunca; davalıların tanık listesinde bildirdiği; … ve … dışındaki diğer tanıkların HMK 243 vd. gereğince duruşmaya çağrılarak usulünce dinlenmesi, toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de, mirasbırakanın temlik harici terekesinin bulunduğu gelen kayıt belgelerden anlaşılmakla mirasbırakanın asıl irade ve amacının belirlenmesi için temlik dışı terekenin de değerinin tespit edilmesi gerekmektedir.
Öte yandan; çekişmeli taşınmazlar yönünden miras bırakan …’na ait veraset ilamında yer alan davacıların payları oranında davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacıların miras payları oranında adlarına tesciline ve kalan payın davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, infaz aşamasında davalı yönünden hükmen kayıt oluşturacak şekilde davalı payı yönünden yeniden tescil hükmü kurulması doğru değildir.
Davalının bu yönlere değinen ve yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi uyarınca … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 sayılı HMK’nın 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren … 2. Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 02.01.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davalı vekili için 2.540.00. TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.