YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/3318
KARAR NO : 2020/5623
KARAR TARİHİ : 03.11.2020
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 03.11.2020 Salı günü saat 10.40 da daireye gelmeleri için taraf vekillerine tebligat yapıldığı halde gelmedikleri anlaşıldı, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, aldatma ( hile ) hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı, maliki olduğu 3200 ada 7 sayılı parseldeki B Blok 19 no’lu dairesini satmak için dava dışı …’ü vekil tayin ettiğini, vekil …’ın davalı … ile anlaştığını, davalının, paranın arabada olduğunu, resmi devir sonrası araç içerisinde satış bedelini vereceğini söylediğini, vekil …’ın da bu söze güvenerek çekişmeli daireyi devrettiğini, devir sonrası araç içerisinde satış bedelinin teslim edileceği sırada dava dışı … …’in yanlarına geldiğini ve vekil …’ı kolundan tutarak araçtan indirdiğini, bunu fırsat bilen davalının da bedeli ödemeden oradan uzaklaştığını, vekil … ile dava dışı …’in önceye dayalı borç ilişkisi ve husumet nedeniyle … ve …’in işbirliği yaparak daireyi hileyle alma yoluna gitmiş olabileceklerini, davalı …’in satış bedelini ödemediğini ceza soruşturması sırasında kabul ettiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tescilini, mümkün olmazsa 272.000,00 TL daire bedelinin faiziyle birlikte tahsilini istemiştir.
Davalı, iddiaların haksız ve yersiz olduğunu, çekişmeli taşınmazın 272.500,00 TL’ye satışı konusunda anlaştıklarını, 10.07.2014 tarihli ev satım sözleşmesi uyarınca 5.000,00 TL nakit ve 10.08.2014 tarihli 15.000,00 TL’lik çek ile toplam 20.000,00 TL’lik kısmı ödediğini, yine peyder pey ödemeler yaptığını, bakiye bedeli de devir günü ödeyeceği sırada vekil … ile dava dışı …’in tartışmaya başladıklarını, bu olayın kendisi ile ilgisinin bulunmadığını, dolandırıcı olmadığını ve bakiye kısmı da ödeyeceğini bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, hilenin ne şekilde gerçekleştirildiğinin açıklanmadığı ve delile dayanılmadığı, taraflar arasındaki iradenin taşınmaz satışı olduğu, satış iradesinin hile ile oluşturulduğunun kanıtlanamadığı, iptal ve tescil isteğinin dinlenmeyeceği, ancak 272.000,00 TL’lik satış bedelinden sadece akitte gösterilen 123.000,00 TL’nin ödendiği kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile bakiye 149.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı …’e vekaleten …’ün, dava konusu 3200 ada 7 sayılı parseldeki B Blok 19 no’lu bağımsız bölümün tamamını davalı …’a 06.08.2014 tarih ve 21515 yevmiye no’lu akitle 123.000,00 TL bedel üzerinden satış yoluyla temlik ettiği kayden sabittir.
Bilindiği üzere;hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanununun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince; davacı …’in maliki oluğu 19 no’lu bağımsız bölümünü satmak istediği, bu satışı yapması için dava dışı …’ü vekil tayin ettiği, vekil … ile davalı …’in taşınmazın 272.500,00 TL satışı hususunda anlaştıkları, tarafların kabulünde olduğu ve 10.07.2014 tarihli adi yazılı belgede kararlaştırıldığı üzere satış bedelinden 5.000,00 TL’nin peşin ve 15.000,00 TL’lik kısmının 10.08.2014 vade tarihli çek ile ödendiği, bakiye 252.500,00 TL’nin ödenmesi halinde taşınmazın devredileceği konusunda anlaşıldığı, tapu müdürlüğünde resmi devrin yapılması için 06.08.2014 tarihinde davacı vekili … ile davalı … ve …’in yanında gelen dayısı …’in buluştukları, davalı …’in bakiye satış bedelinin yanında olduğunu söylemesi ve çanta içerisindeki parayı göstermesi üzerine çekişmeli taşınmazın kayda dayalı devrinin yapıldığı, tapu müdürlüğü çıkışında araç içerisinde satış bedelinin vekil …’a ödeneceği sırada dava dışı … … isimli kişinin tarafların yanlarına gelerek münakaşa suretiyle satış bedelinin ödenmesine engel olduğu, …’in söylemleri üzerine davalı …’in satış bedelini ödemeden oradan uzaklaştığı, bu aşamaya kadar gelişen olayların tarafların kabulünde olduğu anlaşılmıştır.
Akabinde, vekil … ile babası …’in, aynı gün …’in dayısı …’in işyerine gittikleri, işyerinde meydana gelen olaylar nedeniyle silahla tehdit ve hakaret suçlarından Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı ve … …. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2014/815 esası üzerinden kamu davası açıldığı, yapılan hazırlık soruşturması ve ceza kovuşturması incelendiğinde;
Temlik günü… Polis Merkezinde ifadesine başvurulan davalı …’in özetle; satış bedelinin 25.200,00 TL’lik kısmını önceden ödediğini, bakiye kısmını da devir sonrası ödeyeceğini, devir sonrası bakiye bedelin çantasında olduğunu, bedeli ödeyeceği sırada taşınmazı vekaleten devreden … ile önceden tanıdığı … … arasında tartışma çıktığını, …’ın isteği ile parayı ödemeden oradan ayrıldığını, … ve babasının dayısı …’in işyerine gelmesi ile olay çıktığını, bakiye satış bedelini vermemek gibi bir niyeti olmadığını, müsait bir zamanda bedeli ödeyeceğini ya da taşınmazı iade edeceğini beyan ettiği, kovuşturma aşamasında ….03.2015 tarihli celsede verdiği ifadesinde ise özetle; satış konusunda protokol yaptıklarını, 5.000,00 TL nakit ve 15.000,00 TL çek ile ön ödeme yaptığını, yaşanan olaydan sonra karakolda ifadesine başvurulduğunu, ifadeden iki gün sonra … isimli bir kişinin yanında …’a 215.000,00 TL elden ödeme yaptığını, herhangi bir yazı ve imza almadığını, şu an 32.500,00 TL borcunun kaldığını, suçlamayı kabul etmediğini, 5.000,00 TL nakit, 15.000,00 TL’lik çek verdiğini, 5.000,00 TL tapu masrafı yaptığını, bir hafta kadar önce 35.000,00 TL verdiğini, 180.000,00 TL’yi de Muammer isimli şahsın yanında elden verdiğini, bu şekilde 215.000,00 TL’ye tamamladığını beyan ettiği, eldeki davaya verilen cevap dilekçesi ile; çekişmeli taşınmazın 10.07.2014 tarihli belgeye göre 272.500,00 TL’ye satın alınması konusunda anlaşıldığı, 5.000,00 TL nakit ve 15.000,00 TL’lik çek ile ön ödeme yapıldığı, daha sonra 50.000,00 TL ve 100.000,00 TL olmak üzere ikişer gün arayla toplam 150.000,00 TL daha ödendiği, tapu devir işlemleri için 16.07.2014 tarihinde tapu müdürlüğüne gidildiğinde 50.000,00 TL daha ödendiği, toplam 220.000,00 TL ödendiği, 20.000,00 TL tapu masrafı için …’a ayıca ödeme yapıldığı, bakiye 32.500,00 TL kaldığı, devir günü bu bedelin çantada hazır olduğu, dava dışı …’in uyuşmazlık çıkarması üzerine ödeme yapılmadan tapu müdürlüğü önünden ayrılındığı savunulmuştur.
Öte yandan, … …. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2014/815 esas sayılı dosyanın 16.04.2015 tarihli celsesinde, sanık … ile …’in kullanmış oldukları telefonlardan birbirleri ile suç tarihinde ( devir günü ) sabah saat 09:25’den akşam 20:37’ye kadar çok sayıda görüşme yaptığı tespit edilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, satış bedeli (…) satışın asli unsurlarından birisidir. … ödeneceği düşüncesi uyandırılarak taşınmazın mülkiyetinin naklinin sağlanması ve ondan sonra semenin ödenmemiş olması yukarıda değinilen ilkeler gözetildiğinde iradeyi fesada uğratan sebeplerin gerçekleştiğinin kabulünü gerektirir.
Bir başka ifade ile, elbetteki taraflarca bedelin yani semenin sonra ödeneceği kararlaştırılabilir. Böylesi bir durumda Borçlar Kanununun 893. maddesi hükmü uyarınca satış bedeli üzerinden ipotek yaptırılması mümkün bulunduğu gibi, Borçlar Kanununun 217. maddesi delaletiyle 211. maddesi hükmü gereğince bedel ödenmediği takdirde taşınmazın mülkiyetinin iade edileceğine dair ihtirazi kayıt konulabilir. Böylesi bir olgu tapunun iptali ile eski malike intikaline olanak sağlar ise de, koşulsuz olarak bedelin sonradan ödenmesi taraflarca kararlaştırılmış ise de satıcının hakkı bedel olup ödenmemesi halinde yasal yollara müracaat ederek tahsili sağlanabileceğinden ödememe tapu iptal ve tescilin hukuki nedenini teşkil etmez.
Oysa eldeki olayda, bakiye 252.500,00 TL bedelin ileriki tarihlerde ödeneceğine dair taraflar arasında bir anlaşma bulunmamaktadır. Tapu müdürlüğünde resmi devir yapıldıktan hemen sonra ödeneceği yönünde davacıda bir kanı uyandırılmıştır.
Öte yandan, davalı … karakolda ifadesi alındıktan sonra ödemeler yaptığını ileri sürmüş ise de, bunun yazılı bir belge ile kanıtlanamadığı ortadadır. Ayrıca, davalı …’in ceza yargılamasında alınan ifadesi ile eldeki davaya verdiği cevap açıkça çelişmektedir. Bakiye satış bedelinin ödeme yöntemi konusunda çelişkili beyanlar mevcuttur.
Yukarıda yer verilen tespitler, ceza yargılamasındaki ifadeler, bakiye satış bedelinin ödendiğinin usulünce kanıtlanamaması bir bütün halinde değerlendirildiğinde, kayıt maliki olan davacıya vekaleten devir yapan …’ın tapu müdürlüğünde devir sonrası bir oldu bittiye getirilerek iradesinin sakatlandığı, akdin geçersiz olduğu, Türk Hukukunda kabul edilen illilik prensibi gereğince de davalı … adına oluşan tescilin yolsuz hale geldiği anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca, tapu iptali ve tescil yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde bedel yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
Davacı vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03/11/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.