Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2018/4048 E. 2020/5348 K. 22.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4048
KARAR NO : 2020/5348
KARAR TARİHİ : 22.10.2020

MAHKEMESİ: … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil,bedel,tenkis davası sonunda, ilk derece mahkemesince davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın davacı tarafından istinafı üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 4, 6 ve 8 nolu bağımsız bölümler yönünden davanın kabulüne, davalılar …, …, …, …, …, …, …, … ve dahili davalı … yönünden davanın husumet nedeniyle usulden reddine, davalılar …,…, …ve … yönünden davanın esastan reddine dair verilen karar davacı vekili ve davalılar …, … ve … vekilleri tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
KARAR-
Dava, muris muvazaası ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayalı pay oranında tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat ve tenkis isteklerine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakanı… ’nun, kızları olan davalılar … ve …’nin manevi baskıları ile anılan kişileri vekil tayin ettiğini, vekillerin de mirasbırakana ait 56 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulanan 1, 4, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 nolu bağımsız bölümlerin vekil tarafından torunlara ve üçüncü şahıslara muvazaalı şekilde devredildiğini, dava konusu bağımsız bölümlerden 9 nolu bağımsız bölümü davalı … …’ye, 1 nolu bağımsız bölümü davalı …’a, 5 ve 7 bağımsız bölümleri davalı …’e, 10 nolu bağımsız bölümü davalı …’a, 4 nolu bağımsız bölümü …’a, 6 ve 8 nolu bağımsız bölümleri …’nin oğlu olan davalı …’e satış suretiyle temlik ettiklerini, 6 ve 8 nolu bağımsız bölümlerin … tarafından yakın arkadaşı olan …’a , 4 nolu bağımsız bölümün … tarafından …’e, …’den …’na, …’den …’a devredildiğini, …’ın, …’ye verilen vekaletnamede tanık olarak yer aldığını,temliklerin muvazaalı olduğunu, mirasbırakana herhangi bir satış bedeli ödenmediğini, satış bedellerinin mirasbırakanın terekesinden çıkmadığını, vekâletnamenin verilmesi ve muvazaalı işlemlerin mirasbırakanın iradesi fesada uğratılarak yaptırıldığını, mirasbırakanın yapılan işlemler nedeniyle şikayette bulunduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tesciline, olmazsa tenkise ya da taşınmazların gerçek değeri üzerinden hesaplanacak miras payı oranında bedelin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı …, mirasbırakan anne ve babasına baktığını, bütün işleri ile tek başına ilgilendiğini, kardeşlerinin hiç bir maddi ve manevi destek olmadıklarını, mirasbırakan annesinin yaşlılığından dolayı işlerini takip edemediğinden kendisinin vekil tayin ettiğini, 9 ve 1 nolu bağımsız bölümleri mirasbırakanın bilgi ve talimatı ile satıldığını, satış bedelinin mirasbırakana verildiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. Davalı …, mirasbırakana annesi …’nin baktığını, mirasbırakanın eşinin hastalığı döneminde maddi sıkıntı çektiğini, bu dönemde 6 ve 8 nolu bağımsız bölümleri satılığa çıkardığını, kendisinin de taşınmazları bedeli karşılığı mirasbırakandan satın aldığını, daha sonra da taşınmazları …’a sattığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı …, 6 ve 8 nolu bağımsız bölümleri davalı …’ten bedeli karşılığı satın aldığını, iyi niyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı …, mirasbırakanın maddi sıkıntılar yaşadığını, 4 nolu bağımsız bölümü bedeli karşılığı satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.Davalı …, 1 nolu bağımsız bölümü emlakçı vasıtası ile ev sahibi ile tanışarak pazarlık yaparak aldığını, daha sonra taşınmazı sattığını, iyi niyetli olduğunu, halen kayıt maliki olmadığından kendisine husumet yöneltilemeyeceğini belirterek, davanın usulden ve esastan reddini savunmuştur. Davalı …, 4 nolu bağımsız bölümü 06.11.2012 tarihinde 94.000 TL bedelle …’tan satın aldığını, satış bedelini elden ve nakit olarak ödediğini, taşınmazı kiraya verdiğini, vekaletnamede tanık olarak yer almasının muvazaanın kanıtı olamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı … davanın husumetten reddi gerektiğini, … taşınmazları bedeli karşılığı satın aldığını, davalı …, satışların gerçek olduğunu, taşınmazı satın alırken kredi kullandığını, satış bedelini nakit olarak satıcıya ödediğini,iyi niyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Davalı … , taşınmazı bedeli karşılığı satın aldığını, iyi niyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı …, annesi …’nin paraya ihtiyacı olmayıp 12 adet dairesi ve bu dairelerden kira geliri bulunduğunu, satışların gerçek olmadığını, davalı …’in kızı olduğunu,diğer malik görünen kişilerin arkadaşları, …’ın ise komşu çocuğu olduğunu, davayı kabul ettiğini beyan etmiştir.Davalılar, …, … …, … ve dahili davalı … davaya cevap vermemişlerdir. Mahkemece, davalılar …, … ve …’a yapılan herhangi bir devir olmadığından bu kişiler yönünden pasif husumet yokluğundan davanın reddine, 6 ve 8 nolu bağımsız bölümler yönünden muvazaa iddiasının dinlenebileceği ancak anılan bağımsız bölümleri temlik alan davalı …’ın ve vekaletle temlik yapılan 1,4 ve 9 nolu bağımsız bölümleri satın alan kişilerin kötü niyetinin ispatlanamadığı gerekçesiyle diğer davalılar yönünden davanın esastan reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinafı üzerine … Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi hükmünün ortadan kaldırılarak 4,6 ve 8 nolu bağımsız bölümler yönünden yapılan temliklerin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davalılar … ve … yönünden davanın kabulüne, kayıt maliki olmadıkları gerekçesiyle davalılar …, …, …, …,…, …, …, … ve dahili davalı … yönünden davanın husumet nedeniyle usulden reddine, kötü niyetli olduklarının ispat edilemediği gerekçesiyle davalılar …, …, …ve … yönünden davanın esastan reddine karar verilmiştir.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1924 doğumlu mirasbırakan … ’nun 30.09.2012 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak davacı oğlu Mithat ile davalı çocukları …,… ve …’nin kaldıkları, mirasbırakan …’nin … 6.Noterliğinin 21.12.2001 tarih ve 23928 yevmiye sayılı vekaletnamesi ile davalı kızı …’yi vekil tayin ettiği , mirasbırakanın 1719 ada 56 parsel sayılı taşınmazdaki 1,4,5,6,7,8,9 ve 10 nolu bağımsız bölümlerin maliki olduğu,mirasbırakana ait 1 nolu bağımsız bölümün vekili … eliyle, 27.12.2001 tarihinde …’a , … tarafından da 7.02.2003 tarihinde davalı …’ye satış suretiyle devredildiği ; 4 nolu bağımsız bölümün vekil … eliyle, 2.12.2003 tarihinde davalı …’a, Yunus tarafından mirasbırakanın torunu olan vekili …eliyle 3.2.2005 tarihinde davalı …’e, … tarafından mirasbırakanın torunu …’in eşi olan vekili Selim Daş eliyle 4.08.2009 tarihinde davalı …’na, ondan da 6.11.2012 tarihinde davalı …’a satış suretiyle temlik edildiği; mirasbırakanın maliki olduğu 5,7 ve 10 nolu bağımsız bölümleri 25.07.2011 tarih, 14915 yevmiye nolu akitle 5 ve 7 nolu bağımsız bölümleri davalı …’e, 10 nolu bağımsız bölümü ise davalı …’a bizzat satış suretiyle temlik ettiği ; mirasbırakanın 6 ve 8 nolu bağımsız bölümleri 8.5.2000 tarihinde bizzat …’e satış suretiyle temlik ettiği, … tarafından da her iki bağımsız bölümün 4.12.2003 tarihinde davalı …’a satış suretiyle devredildiği, 9 nolu bağımsız bölümün vekil … eliyle 24.02.2003 tarihinde davalı …’ye satış suretiyle devredildiği sabittir.Öte yandan, ara malik …’in murisin kızı …’den olma torunu olduğu, … ve son kayıt maliki davalı …’in aynı işyerinde çalışıp, birbirlerini tanıdıkları, ara malik …’in murisin oğlu …’tan olma torunu olduğu,davalı …’ın mirasbırakan tarafından vekil …’ye verilen vekaletnamede tanık sıfatıyla yer aldığı, mahkemece dava konusu taşınmazlarda 3.03.2016 tarihinde yapılan keşif sonucunda 1 nolu bağımsız bölümde davalı …’in, 4 nolu bağımsız bölümde murisin oğlu … ‘ın, 7 nolu bağımsız bölümde murisin kızı …’nın oturduğunun belirlendiği, mirasbırakanın ölümüne kadar 6 nolu bağımsız bölüme ait aidatların … tarafından ödendiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Böyle bir durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ile durumun aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.Hemen belirtmek gerekir ki, çekişme konusu 5,6,7,8 ve 10 nolu bağımsız bölümlerin bizzat mirasbırakan tarafından temlik edildiği, 1,4 ve 9 nolu bağımsız bölümlerin ise vekil … eliyle devredildiği, mirasbırakan tarafından 23.05.2012 tarihinde … Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan şikayet dilekçesinde “davalı kızı …’nin, aldığı vekalet ile 3 adet taşınmazını bilgi ve rızası olmadan sattığını, bunlardan 4 nolu bağımsız bölümü oğlu …’nun kızı …’na, devrettiğini,kendisine herhangi bir satış bedeli ödenmediği” yönünde beyanda bulunduğu gözetildiğinde vekâletname ile devredilen 1, 4 ve 9 nolu bağımsız bölümler için vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil,olmadığı takdirde bedel, miras bırakan tarafından bizzat devredilen 5, 6, 7, 8 ve 10 nolu bağımsız bölümler yönünden ise muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istekleri yönünden araştırma ve inceleme yapılması gerekirken, mahkemece vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası yönünden bir araştırma ve inceleme yapılmamış, muris muvazaası hukuksal nedenine göre hüküm kurulmuş ise de; muvazaa iddiası yönünden yapılan araştırmanın da hüküm kurmaya elverişli olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur.
Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekâlet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun (BK) 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK’nin 504/1. maddesi). Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Hâl böyle olunca, yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca toplanan ve toplanacak deliller değerlendirilmek suretiyle, vekil eliyle temlik edilen 1, 4 ve 9 nolu bağımsız bölümler için vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası yönünden araştırma ve inceleme yapılması, mirasbırakan tarafından bizzat temlik edilen 5, 6, 7, 8 ve 10 nolu bağımsız bölümler yönünden ise yukarıdaki ilkeler gözetilmek suretiyle muris muvazaası iddiası yönünden inceleme yapılarak , mirasbırakanın mal kaçırma iradesinin olup olmadığı tereddüte yer vermeyecek şekilde tespit edilip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.Taraf vekillerinin değinilen yönlerden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371/1-c maddesi uyarınca … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, HMK’nun 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren … Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.