Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2018/5428 E. 2020/5451 K. 26.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5428
KARAR NO : 2020/5451
KARAR TARİHİ : 26.10.2020

MAHKEMESİ: … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekilinin istinafı üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi tarafından istinaf talebinin kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve temliklerin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi … ‘un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakanları …’in 734, 771 ve 786 parsel sayılı taşınmazlarını satış suretiyle oğlu …’a temlik ettiğini, …’un da taşınmazları eşi davalı … ile oğlu davalı …’a devrettiğini, işlemlerin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığını ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişler, aşamada … ve Hürüye de aynı gerekçeleri ileri sürerek davaya katılmışlardır.Davalılar, …’in uzun süre mirasbırakana ve eşine baktığını, yurt dışına gittiği zamanlarda da bakıcı tuttuklarını, mirasbırakanın her türlü ihtiyacını karşıladıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.Mahkemece, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekilinin istinafı üzerine …Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi tarafından istinaf talebinin kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve temliklerin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan …’in 786 ve 771 parsel sayılı taşınmazlarını 26.08.2003 tarihinde gelini …’e, 734 parsel sayılı taşınmazını da 28.12.1987 tarihinde oğlu …’a, …’un da 15.07.2004 tarihinde kendi oğlu …’a temlik ettiği, mirasbırakanın 16.11.2003 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak çocukları …, …, …, … ve … ile ölü oğlu …’ın çocukları …, …, …, …, …, …, ölü oğlu …’in eşi … ve oğlu …’in kaldığı anlaşılmaktadır.Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.Somut olaya gelince, dinlenilen tanıkların bir kısmının mirasbırakanın oğlu Mustafa’ya da temlikte bulunduğunu beyan ettikleri, mahkemece mirasbırakanın temlik ve ölüm tarihindeki tüm mal varlığı ile varsa başkalarına yaptığı temliklerin araştırılmadığı davaya konu taşınmazların temlik tarihindeki değerlerinin tespit edilmeden sonucuna gidildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, eldeki davada taraflarca getirilme ilkesi geçerli olup; mahalli bilirkişi sıfatıyla keşif mahallinde re’sen dinlenilen kişilerin beyanlarının hükme esas alınması da doğru değildir.
Hal böyle olunca, mirasbırakanın aktif ve pasif mal varlığı ile varsa daha önceden yaptığı temliklerin araştırılması, tüm taşınmazların temlik ve dava tarihindeki değerlerinin tespit ettirilmesi ile yukarıdaki ilkeler uyarınca mirasbırakanın gerçek iradesinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.Davalılar vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371/1-a maddesi uyarınca …Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, HMK’nin 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren … Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesine gönderilmesine, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 26/10/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.