YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/2198
KARAR NO : 2020/5533
KARAR TARİHİ : 28.10.2020
MAHKEMESİ: … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece temliklerin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalılar vekilinin istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi tarafından istinaf talebinin esastan redddine ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakanları …’ın 1261 ada 24 parsel sayılı taşınmazdaki 1 nolu bağımsız bölümü torunu davalı …’e, 10 nolu bağımsız bölümü ise oğlu diğer davalı …’e satış suretiyle devrettiğini, yapılan işlemlerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı, bedelsiz ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, çekişmeli taşınmazların tapu kaydının miras payları oranında iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.Davalılar, mirasbırakanın 10 nolu bağımsız bölümü paylaştırma kastıyla, 1 nolu bağımsız bölümü ise yaşlılığında kendisine bakan torununa emeklerinin karşılığı olarak, minnet ve şükran duygusuyla temlik edildiğini, mirasbırakanın davacı kızlarına da birer daire verdiğini, fiilen davacılara tahsis ettiğini, ancak davacıların tapu masraflarını ödeyerek kayıtları üzerine almadıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.Mahkemece, temliklerin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne ilişkin verilen kararın davalılar vekilince istinafı üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk dairesince; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1934 doğumlu mirasbırakan …’ın 23.12.2014 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak çocukları davacılar … ve … ile davalı …’i bıraktığı, mirasbırakanın 1261 ada 24 parsel sayılı taşınmazdaki 1 nolu bağımsız bölümü davalı torunu …’e 25.11.2013 tarihinde, aynı yer 10 nolu bağımsız bölümü ise diğer davalı oğlu Mehmet’e 20.11.2014 tarihinde satışlar yoluyla devrettiği, ayrıca aynı yer 2 ve 3 nolu bağımsız bölümlerin de hâlen mirasbırakan adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.Hemen belirtmek gerekir ki; çekişmeli 1261 ada 24 parsel sayılı taşınmazdaki 1 nolu bağımsız bölüm bakımından davalılardan …’e yapılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu saptanarak … yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Davalılar vekilinin anılan taşınmaza yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine.Davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; mirasbırakanın ölümü ile geriye dava konusu taşınmazlarla aynı yerdeki 2 ve 3 nolu bağımsız bölümleri bıraktığı anlaşılmaktadır. Dinlenen tanık beyanlarına göre ise, mirasbırakanın 2 ve 3 nolu bağımsız bölümleri de davacı kızlarına sağlığında devretmeyi istediği, bu arzusunu davacılar, davacılardan …’nin çocukları ve dinlenen diğer davacı tanıkları ile de paylaştığı, hatta davacılardan …’nin çekişmeli yerde bulunan dairelerden birini mirasbırakanın kendisine devredeceğini beyan ederek mirasbırakanın yaşı nedeniyle rapor alınması için davacı tanığı olarak dinlenen …’den yardım isteğinde bulunduğu, ancak tapu dairesindeki işlemler tamamlanamadan mirasbırakanın rahatsızlandığı ve sonrasında bu arzusunu yerine getiremeden öldüğü, mirasbırakanın sağlığında dahi 2 ve 3 nolu bağımsız bölümlerden birine ait kira bedellerini davacı kızı Saime’ye gönderdiği, diğer bağımsız bölümde ise …’nin ikamet ettiği, mirasbıraknın sağlığında tüm çocuklarına maddi yardımda bulunduğu tanık anlatımlarından anlaşılmaktadır.Öte yandan, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda mirasbırakanın gerçek irade ve amacının duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Davacı taraf, 6100 sayılı HMK’nın 190. ve 4721 sayılı TMK’nın 6. maddeleri uyarınca mirasbırakanın mal kaçırma iradesi ile hareket ettiğini kanıtlamalıdır.Ne var ki, tüm bu olgular, toplanan deliller ve özellikle tanık beyanları, yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, mirasbırakanın davalılardan …’e yaptığı temlik ile mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla hareket etmediği gibi, davacı tarafın mal kaçırma ve muvazaa iddialarını, 6100 sayılı HMK’nun 190. ve 4721 sayılı TMK’nun 6. maddeleri uyarınca kanıtladığını söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.Hal böyle olunca, davalı … hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir..
Kabule göre de; dava konusu 1 nolu bağımsız bölümün tapu kaydının davacıların miras payları oranında iptali ile yine bu paylar oranında adlarına tescile karar verilmesi gerekirken yanılgılı ifade ile yazılı şekilde karar verilmesi de hatalıdır.Davalılar vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi uyarınca … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 sayılı HMK’nin 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren … 2. Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28/10/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY-
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle murisin tek erkek çocuğundan olan torunu …’e 25.11.2013 tarihinde satış suretiyle yaptığı temlik muvazaalı olduğu gibi, 20.11.2014 tarihinde davalı oğlu Mehmet’e de yaptığı temlikin bedelsiz ve muvazaalı olduğu, murisin temlik dışı 2 ve 3 nolu bağımsız bölümleri paylaştırma amaçlı davacılara temlik iradesinden davalı tanıkları … ve …’in beyanlarıyla döndüğü, davacı tanık beyanları ile murisin davacılara tapuları vermeyeceğini söylediği gibi davalı vekilinin 31.08.2016 tarihli dilekçesinde ” davalı …’in murisin sağlığında davacılara tapu devrini gerçekleştiremediği 2 ve 3 nolu bağımsız bölümlere yönelik miras payını devretmeye hazırdır” beyanı karşısında verilen kabul kararı doğrudur. Karar onanmalıdır. Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.