Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2019/58 E. 2020/5143 K. 15.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/58
KARAR NO : 2020/5143
KARAR TARİHİ : 15.10.2020

MAHKEMESİ : İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TAZMİNAT

Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde tazminat istekli dava sonunda ilk derece mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine dair verilen kararın istinafı üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurulmasına ilişkin olarak verilen karar birleştirilen davada davacı … tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi; Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, düşüncesi alındı. Gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-

Asıl ve birleştirilen dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde tazminat isteğine ilişkindir.
Asıl davada davacı …, mirasbırakan babası Veli Eraşık’tan kalan dava konusu 433 ada 41 ve 46 parsel sayılı taşınmazların intikal işlemlerinin yapılması amacıyla davalılardan …’ye satış yetkisi de içeren vekaletname verdiğini, davalı vekilin intikali yaptırdıktan sonra rızası dışında miras payını diğer davalı …’ye satış yoluyla temlik ettiğini, davalı vekilin oğlu olan davalı …’ın iyiniyetli olmayıp, davalıların el ve işbirliği içinde hareket ettiklerini, vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle zararlandırıldığını, satış bedeli ödenmediğini ileri sürerek dava konusu taşınmazlardaki payının adına tescilini, olmadığı taktirde tapu kaydının iptali ile mirasçılar adına tescilini, bu da olmadığı taktirde şimdilik 21.500 TL tazminata karar verilmesini istemiş; aşamalarda dava değerini yükseltmiş; davacı vekili 03.07.2017 tarihli dilekçesinde, her ne kadar dava arkadaşlığı bulunduğu düşünülerek davalılar … ve …’ya da husumet yöneltilmiş ise de yalnızca davalılar … ve …’nin davalı olarak bırakılmasını istemiştir.
Birleştirilen davada davacı …, dava konusu 433 ada 41 ve 46 parsel sayılı taşınmazların kayınpederi ve mirasbırakanı olan …’dan intikal ettiğini, intikal işlemlerinin yapılması amacıyla davalı …’ye vekaletname verdiğini, vekilin de bu taşınmazlardaki miras paylarını davalı oğlu …’a satış yoluyla devrettiğini, yaşlı ve okuma yazması olmayıp, vekaletnamede satış yetkisi olduğunu fark etmediğini, vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle zararlandırıldığını, davalı vekilin oğlu olan davalı …’ın iyiniyetli olmayıp, davalıların el ve işbirliği içinde hareket ettiklerini ileri sürerek davalı … adına kayıtlı dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile miras payının adına tescilini, olmadığı taktirde taşınmazın terekeye iadesini, bu da olmadığı taktirde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000 TL tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiş; aşamalarda dava değerini yükseltmiştir.
Asıl davada davalılar … ve …, davayı kabul ettiklerini beyan etmişler; birleştirilen davada davalı …, vekaletnamedeki satış yetkisine istinaden işlem yaptığını, davacının satış bedellerini noterde oğlunun yanında aldığını, aynı resmi senette dava dışı bir taşınmazın daha satışının yapıldığını, fazla harç ödememek için değerlerin düşük gösterildiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
İlk derece mahkemesince, kabul beyanı doğrultusunda asıl davanın kabulü ile iptal tescile, asıl davada davalılardan … ile … hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına; birleştirilen davada ise vekalet görevinin kötüye kullanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karar asıl davada davalılar … ve …tarafından feriler yönünden, birleştirilen davada davacı tarafından esasla ilgili olarak istinaf edilmiş; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesince, istinaf başvurularının hükmün kuruluşu ve kamu düzeniyle ilgili kısımlar yönünden kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, asıl davanın kabulü ile iptal tescile, asıl davada davalılar … ve … hakkında davanın taraf sıfatı yokluğundan reddine, asıl davada hükmedilen harç miktarının düzeltilmesine, birleştirilen davanın reddine karar verilmiş; karar yalnızca birleştirilen davada davacı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, İzmir 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 04.06.2010 tarih 2010/644 Esas 2010/608 Karar sayılı veraset ilamına göre, mirasbırakan Veli Eraşık’ın 17.04.1970 tarihinde ölümü üzerine, davacı kızı Ayşe, 1999 yılında ölen oğlu Yaşar’ın eşi olan davacı … ve 2008 yılında ölen oğlu Ali’den olma torunu olup asıl davada davalı olarak gösterilen Hülya’nın mirasçı kaldıkları, davacı …’nin miras payının 15/36, davacı …’in miras payının 6/36, asıl davada davalı …’nın miras payının 15/36 olduğu, dava konusu 433 ada 41 ve 46 parsel sayılı taşınmazların mirasbırakan …. adına kayıtlı iken 06.07.2010 tarihinde verasette iştirakli olarak mirasçılarına intikal ettiği, davacı … adına davalı …, birleştirilen davada davacı … ile asıl davada davalı … adlarına ise birleştirilen davada davalı … tarafından vekaleten hareketle taşınmazlardaki paylarının 07.07.2010 tarihinde asıl ve birleştirilen davada davalı …’ye satış yoluyla temlik edildiği; davalı …’ın, davalı vekillerin oğlu olduğu, aynı işlemle dava dışı 359 ada 70 parsel sayılı taşınmazın da vekaleten satışının yapıldığı, birleştirilen davada davacı …’in, satış işleminde kullanılan 21.06.2010 tarihli vekaletname ile taşınmaz intikali ve satışı konusunda davalı …’ı süreli olarak vekil tayin ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince, reddine karar verilen birleştirilen dava yönünden davacı … tarafından hüküm temyiz edilmiş olup, davacı …’in satış iradesi bulunmadığını, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek birleştirilen davayı davalılar … ile … aleyhine açtığı, davalı vekil …’ın, vekaletnamedeki satış yetkisine istinaden işlemi yaptığını ve noterde, davacının yanında oğlu da var iken satış bedelini davacıya verdiğini savunduğu, ancak satış bedeliyle ilgili herhangi bir miktar telaffuz etmediği, davacı tanıklarının, dava konusu taşınmazlarla ilgili olarak davacı …’e herhangi bir satış bedeli ödenmediğini, yalnızca satışı yapılan dava dışı taşınmaz için 6.000 TL ödendiğini ifade ettikleri, davalı tanıklarından Onur Çiftçi’nin, noterde davalı …’ın para verdiğini ancak bu paranın 40.000 TL olup olmadığını bilmediğini, tarafların 40.000 TL satış bedeli üzerinden anlaştıklarını davalı …’dan duyduğunu, davalı tanığı Mustafa Akbel’in ise noterde para alışverişi olduğunu, ancak paranın miktarını bilmediğini beyan ettikleri, davalı tarafça bedelin ödendiğine ilişkin herhangi bir belge sunulmadığı, satış tarihi itibariyle dava konusu 41 parsel sayılı taşınmazda davacı …’in temlik edilen payının değerinin 63.615,00 TL, 46 parsel sayılı taşınmazdaki payının değerinin 24.713,00 TL olarak keşfen saptandığı, resmi senede göre ise dava konusu 41 ve 46 parsel sayılı taşınmazların tamamının 1.500’er TL bedelle satışının yapıldığı, bedeller arasındaki fark da nazara alındığında davacının zararlandırıldığı açıktır. Bu durumda, davalı …’ın vekalet görevini kötüye kullandığı, anne oğul ilişkisi olan davalılar … ile …’ın el ve işbirliği içinde hareket ettikleri sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, birleştirilen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Birleştirilen davada davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 371/1-a maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, HMK’nun 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15/10/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.